TÜRKİYE'DE EŞCİNSELLİK


Dikkat:
Bu web sitesinde yer alan bazı yerler işletmelerinin doğrudan onayı olmadan sadece duyumlar üzerine listelenmiştir ve burada bahsedilen diğer mekanlar da koşulsuz olarak eşcinsel yada eşcinsel dostu mekan olmak durumunda değildir. Özellikle ziyaretçiler tarafından bildirilen yerlerle ilgili bilgilerin doğruluğu kesin değildir. Ayrıca web sitesinde halen yer alan bilgilerde elimizde olmayan değişiklikler olmuş olabilir. Verilen bilgilerin ne kadar güncel olduğunu anlamak için belirtilen tarihlere dikkat edilmesi tavsiye olunur.  Bunlara dikkat edilmemesi halinde buradaki bilgileri kullanırken yaşayacağınız sorunlar için site yönetimi sorumluluk kabul etmemektedir. Mekanlar ile ilgili düzeltme yapmak isteyenler, yeni mekanlar bildirmek isteyenler ve bu sitede yer almak istemeyen mekan sahipleri bize form sayfası yolu ile bildirebilirler.
 

Aşağıda "Beğen" düğmesine basarak eşcinsel arkadaşlık ve bilgi paylaşımı amacı ile kurulan Facebook sayfamıza katılın. Böylece siz de yorumlarınızı ekleyebilir ve diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz.

Sayfamıza katılmak ve içeriğini görebilmek için önce Facebook hesabınıza giriş yapın
 

İsterseniz de aşağıdan, sadece bu websayfasını arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

TÜRKİYE'DE EŞCİNSEL OLMAK


Eğitimsizlik, dinsel ve ahlaki dogmalar, politik yozlaşmalar, erkek egemen kültür, demokrasinin eksikliği, devlet görevlilerinin ve özellikle emniyet güçlerinin yetiştirilme tarzı, genel olarak toplum yapısı Türkiyeli eşcinsellerin hayatlarını çekilmez hale getiren başlıca sebepleridir. 1990'larda başlayan görece rahatlama ortamı, görünürde devam ediyor zannedilse de son yıllarda gittikçe muhafazakarlaşan ülkemizde eşcinseller üzerindeki baskılar hem toplumsal hem de politik olarak tekrar çoğalmaya başlamıştır.

Türkiye'de insan haklarının yeterli olmadığı genel kabul gören bir gerçektir. Türkiye'de eşcinsellerin ruh halini anlamak için, diğer azınlıklara yada farklılıklara uygulanan çoğunluk baskısına ilaveten, Türk eşcinsellerin sorunlarını en yakınlarına yani ailelerine anlatamayacak durumda olmalarını göz önüne almak yeterli olabilir. Bazen tüm yaşamlarını bile etkileyecek sorunlar yaşasalar bile bunları en sevdikleri ile paylaşamayacak eşcinsellerin durumu gerçekten vahimdir. Hatta geri kalmış bölgelerde ailenin kendisi eşcinsellerin en büyük düşmanı olabilmekte ve bu durum bazı eşcinsellerin psikolojisinde travmatik etkiler bile bırakabilmektedir. Kaba bir örnek vermek gerekirse, bu ülkede Ermeni, Kürt yada Alevi olduğu için ailesi tarafından dışlanan, dayak yiyen ve hatta bazen en yakınları tarafından öldürülmek istenen tek bir kişi olabileceği hayal bile edilemez. Bu nedenle insanların çoğu hala, eşcinselim diye ortaya çıkmak yerine, ancak ve ancak toplumda yerleşik erkeklik yada kadınlık kategorisinden beklenen davranışları yerine getirerek sosyal, dinsel ve siyasal kurumların şemsiyelerinin altında yer bulabilmektedirler.
 

EŞCİNSEL KÜLTÜR VE YAKIN TARİH


Osmanlıda Eşcinsellik:
Günümüzde eşcinsel haklarının zirveye ulaştığı yerler Batı ülkeleri olsa da 20 yüzyıl başına kadar İslam coğrafyasının kontrol eden Osmanlı döneminde eşcinseller batılı ülkelere oranla çok daha hoşgörülü bir ortamda yaşamış, kendilerini ifade edecek ortamlar bulabilmişlerdir. Üstelik çok ilginçtir ki, Osmanlıda eşcinsellerin yok sayılmaya ve baskıya uğramaya başladığı dönem  batılılaşmanın başladığı 1800'lü yıllardır. Bunda aynı dönemde batıda başlayan ve Osmanlıyı da etkisi altına alan ve toplumu yeniden dizayn etme aylayışı güden devletin ve bürokrasinin gittikçe güçlenmesi de etkili olmuş olabilir. Oysa, Osmanlının daha güçlü olduğu dönemlerde genel olarak özgürlükler ve dolayısı ile eşcinselliğe bakış, şimdiki baskıcı Arap yönetimlerinden çok daha iyi durumdadır. Unutmamak gerekir ki günümüzdeki baskıcı Arap yönetimlerini eşcinselliği 1960'lara kadar kanunen yasaklayan İngilizler belirlemişlerdir. Yani aslında bu gün batının eleştirdiği radikal İslam ülkellerini batı kendi elleri ile yaratmıştır.

Gazeteci/tarihçi Murat Bardakçı Osmanlıdaki eşcinselliği 27 Ağustos 2006 tarihli Hürriyet gazetesindeki makalesinde şu şekilde anlatmaktadır.:
 

Batı tarzı eşcinsel ilişkiler yaygınlaşsa da, ülkemizde hala aktif-pasif ağılıklı eşcinsellik kültürü yaygındır.

"Eşcinsellerin büyük büyük dedeleri, bundan asırlarca önce "meslek grubu" kabul edilip esnaftan sayılmış, hatta hükümdarların sefere çıkmalarından önce düzenlenen büyük resmigeçitlere bile katılmışlardı. Evliya Çelebi’nin meşhur "Seyahatnáme"sinde, 17. asır gay’lerinin Dördüncü Murad’ın huzurunda yapılan bir geçit resmine yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde katılmalarının anlatıldığı bilinir. Yani, eski zamanların eşcinselleri, İstanbul’da padişahın huzurunda düzenlenen resmigeçitlere bile iştirak etmiş, hatta yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde yürümüşler ve bu yürüyüşler o devrin kayıtlarına ayrıntılarıyla geçmişti. Osmanlı zamanında müşteriye çıkan delikanlılara "hîz oğlanı" denirdi ve mesleklerini icra eden "hîz"lerin devlet tarafından kayıt altına alınmaları şarttı. Hayatını bu işten kazanan erkekler "defter-i hîzán" yani "hizler defteri" denilen kütüğe yazılırlardı ve bugünden çok daha önemli bir farklılık söz konusuydu: Profesyonel eşcinseller, "esnaftan" kabul edilirlerdi. Esnaf, o devirde ordunun bir bölümü sayılır, padişahın sefere çıkışından önce İstanbul’da yapılan büyük geçit resmine bütün meslek grupları katılır ve "hîzán", yani eşcinseller de bu geçit resminde yer alırlardı. Bu törenlerden birini, 17. asrın çok önemli bir ismi, Evliya Çelebi, meşhur "Seyahatnáme"sinde ayrıntılarıyla yazıyor.

Uygunsuz kadınlarla erkekler, Osmanlı zamanında da faaliyetteydiler. Devlet bu faaliyetlere bazen göz yummuş, bazen de sıkı yasaklar getirmişti ama yaygın düşünce, "İsteyen, canının çektiğini yapsın" şeklindeydi. Üstelik bu iş eski devirlerde sadece bize mahsus değildi, bütün dünyada var olan bir şeydi. Aynı cinse duyulan ilgi Osmanlı toplumunda da hafiften yadırganırdı fakat yadırgama kendi cinsine düşkün olanın bu merakını gizlemesini gerektirecek bir hale gelmez, her şey ortada, apaçık cereyan ederdi. Şairlerin delikanlı sevgilileri için kaleme aldıkları gazeller elden ele dolaşır, bestecilerin yine genç erkekler için döktürdükleri nağmeler de her yerde terennüm edilirdi. (dillendirilirdi)

Meselá, Fuzuli’nin "Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb" mısraıyla, yáni "Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka bağlılığını göstermiş" sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılırdı. Gazel, daha sonra "Başlar, onun anber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım..." sözleriyle devam etmekteydi.

Bir başka örnek: Küçük Mehmed Ağa’nın eseri olan ve müziğimizin en san’atlı parçalarından sayılan Evcárá makamındaki bestede, yáni "Gelince hatt-ı muanber o meh cemálimize / Yazıldı mebhas-i sevdá kitáb-ı hálimize" güfteli eserde "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya başlayınca, hálimizi anlatan kitaba sevda bahsi yazıldı" deniyordu.

Eşcinsel ilişkiler, Avrupalı olmaya karar verip Tanzimat’ı ilán etmemizden sonra, 1840’lardan itibaren "ayıp" sayılır oldu ve bir zamanlar sıradan hadise gibi görünen münasebetler artık sessizliğe büründü. 19. asrın büyük álimi ve devletin resmi tarihçisi Cevdet Paşa, "Máruzát" isimli eserinde bu anlayış değişikliğini apaçık, şöyle anlatır:

"...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Káğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kámil ve Áli Paşalar (o devrin sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup olanlar kalmadı. Áli Paşa, yabancıların eleştirisinden çekinerek kulamparalığını gizlemeye çalışırdı." Orijinal Makale İçin Tıklayınız

Yine Murat Bardakçının 2000 yılında Hürriyet'te yayınlanan makalesine göre Türklerin bilinen en eski "gay kulübü" 15, yüzyıl sonlarında Beşiktaş'ta Deli Birader lakaplı divan şairi tarafından açılan hamamdı.  Bardakçı'ya göre "Hamam bir anda İstanbul'un en namlı yerlerinden oldu. Devlet büyüklerinden şairlere, en seçkin tácirlerden sarayın üst rütbeli mensuplarına kadar başkentin önde gelen isimleri müdavimler arasındaydı. Külhandaki cümbüşler dillerde, içeriye alınmayanların gönlü de külhadaydı. Ama günün birinde ne olduysa oldu, cümbüşlerde kantarın topuzu kaçtı. ‘‘Filánca Efendi feşmekán Bey'in oğluyla kurna başındaymış’’ gibisinden dedikodular ayyuka çıkınca mahalleli hamamı basıp sahibinin başına yıktı." Orijinal Makale İçin Tıklayınız


Günümüz Türkiye'sinde Eşcinsel Kültür.
 

Zeki Müren 1950'lerin Türkiye'sinde sahnelerde kadınsı kıyafetler giyerek o zaman için eşcinsel yaşamda adı konulmamış bir devrim gerçekleştirmiştir.

Son yıllarda bazı kişiler kendi ideolojik saplantıları yüzünden Cumhuriyet döneminde Türkiye'de eşcinsellere yapılan baskıları bile Cumhuriyet'e mal ederken Türkiye'nin eşcinselliğin yasak olmadığı tek Müslüman ülke olduğu gerçeğinden asla bahsetmezler. Osmanlı gerçeği ortada iken din adına baskıcı rejimlerin kurulduğu günümüz Müslüman ülkelerinde eşcinseller değişik uzunlukta hapis cezalarından, idama kadar giden çok şiddetli yaptırımların tehdidi altında yaşamaktadırlar. Ama ne yazık ki, aynı kişiler destekledikleri muhafazakar kadroların son yıllarda eşcinsellere yaptıkları sistematik baskıları gömemezlikten gelmeyi de yeğlemektedirler. Oysaki bu ülkenin eşcinselleri yaşadıkları bütün zorluklara rağmen bu Cumhuriyeti kuranlara çok şey borçlu olduklarını çok iyi bilmektedirler ve asıl sorunun Cumhuriyetin kendisi değil, Cumhuriyet kazanımlarının geliştirilmesi yerine yarım bırakılması olduğunun da farkındadırlar. Ama bu, Cumhuriyet dönemimde Türk eşcinsellerinin yaşadıkları zorlukların hiç de hafifletilemeyecek kadar ağır olduğu gerçeğini de değiştirmez.

1980'lere kadar ülkemizde eşcinsellik hemen hemen yok sayılmış ve hiç konuşulmamıştır. Oysa ki eşcinseller haklarına ancak görünür olmaya başladıktan sonra kavuşmuşlardır. Bu arada gözden kaçırmamak gerekir ki batıda da eşcinsel hakları bugün Türkiyeli eşcinsellerin hayal bile edemeyeceği bir aşamaya son 30-40 yılda gelmiştir. Mesela bugün eşcinsel evliliklerinin konuşulduğu Avustralya gibi demokratik bir ülkede eşcinsellik 1989'a kadar kanunen yasak olarak kalmıştır. Batıdaki bu gelişmeleri sağlayan da görünürlülüğün ve konuşurluluğun artmış olmasıdır.

Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok reddedici ülkeler grubuna yakın görünmektedir. Bu tür toplumlarda “cinsiyet rolleri” kesin sınırlarla ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır. Karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş tutulur. Hatta maço kültürlerde “aktif” rolde cinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülüp eşcinsel sayılmazken sadece “pasif” roldekiler eşcinsel olarak nitelenir. Türkiye’de ‘eşcinsel’ denince çoğu kişinin aklına ıssız otoyollarda görülen travestiler, ağır makyajlı şarkıcılar, kırıtarak yürüyen, daha kadınsı giyinip konuşan dar blucinli genç erkekler gelir hala. Çoğu insan eşcinsellerin gittikleri barlara uğramaktan çekinir, aileler çocuklarının onlarla arkadaş olmasını pek istemezler. Öte yandan aynı toplumun bireyleri eşcinsel sanatçıları ve şarkıcıları ise ayakta alkışlamaktan kaçınmazlar. Yani eşcinsellik kendi yakınında olmadığı sürece kabul edilebilir gibi görünmektedir.

12 eylül askeri darbesi ile Türkiye’de taşlar yerinden oynamıştır. Askeri darbe sonrası tüm toplumsal kesimler gibi eşcinseller ve özellikle de travestiler büyük bir kıyıma ve baskıya uğramışlardır. Yavaş yavaş görünür hale gelen eşcinseller sistematik bir şekilde baskı altına alınmış, evleri basılmış, dayak yemişler ve hatta İstanbul'daki travesti ve transseksüeller trenlere bindirilip Eskişehir'e sürülmüşlerdir. İlerleyen zamanlarda ise İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde birbiri ardına eşcinsel kulüpleri açılmış, eşcinseller televizyon programlarında görünmüş, internet sayesinde doğudaki eşcinseller de batıyla temas kurabilir hale gelmişlerdir. 1999 yılında başlayan Avrupa birliğine uyum çalışmaları sonucu eşcinseller , travestiler ve transseksüeller birden kendilerini çok demokratik bir ortamda bulmuş ve bu kısa süren "lale devri" yaklaşık 2005 yılına kadar devam etmiştir.

Ancak ülkemizde giderek iyileşen eşcinsel ortamında 2006'da itibaren sert bir geriye dönüş başlamıştır. İstanbul gibi büyük metropolde eşcinsellerin sığınma yerleri olan neredeyse 20-30 yıldır eşcinsellerin rahatça gittikleri bilinen hamam ve sinemaların hemen hemen hepsi kapatılmıştır. izmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde de benzer bir sürecin başladığı duyulmaktadır. 2007 den itibaren emniyet güçlerinden şiddet gördüğünü iddia eden eşcinsellerin sayısında müthiş bir patlama olmuştur. 1980'lerde olduğu gibi tekrar gay bar'lara sık sık polis baskınları yapılmaya başlanmıştır. Eşcinsellerin gittiği parklarda sivil/resmi polislerin devamlı devriye gezdiği duyulmaktadır. Gazetelerde, televizyonlarda görünmeye başlayan popüler eşcinsellere konuşulmayan bir sansür uygulanmaya başlamış, daha önce efemine ya da eşcinsel görüntüleri ile bilinen şarkıcılar birden takım elbise giyip bıyık bırakmaya kadar işi vardırmışlardır.  Televizyonların kışkırtıcı haberleri sonucu sırf giyim tarzlarından dolayı sokakta gezen travesti ve transseksüellere para cezaları kesilmeye başlanmıştır. Muhafazakarlaşan yada muhafazakarlılaştırılmak istenen toplumda homofobik söylemler giderek çoğalmış ve üstelik daha da şiddetli hale gelmeye başlamıştır.
Kısaca son 10-15 yılda yavaş yavaş yeşeren ümitler yerini yeniden derin bir karamsarlığa bırakmaya başlamıştır.

 

 EŞCİNSEL HAKLARI VE DERNEKLER


 

2008 yılında bir sansür tehdidi ile karşılaşan Huysuz Virjin, tepkiler sonucu bazı kısıtlamalarla da olsa ekranlara dönmeyi başardı. 

Hakkını yememek gerekir ki, bir eşcinsel hareket doğrultusunda gerçek adımların atılmasından önceki ilk çalışmalar İzmir'de İbrahim Eren'in öncülüğünde başlamıştır.  Sonraki yıllarda eşcinselliği ticarete döktüğü için eşcinsel gruplarca dışlanan İbrahim Eren, İzmir Çevre Sağlığı Derneği'nde İzmirli eşcinsellerle terapi-sohbet toplantılarına başlar. Ancak 12 Eylül darbesi tüm sivil toplum örgütleri gibi bu grubu da dağıtır. Yurt dışına çıkan İbrahim Eren Almanya ve Avrupa deneyimleri sayesinde anti-militarizm, yeşil hareket, eşcinsel hareket gibi dönemin geleneksel solunun yabancısı olduğu yepyeni anlayışlarla tanışmıştır. 12 Eylül, toplumsal muhalefete çok büyük bir darbe indirir. Ancak daha önce geleneksel solun içinde veya gölgesinde kalmış eşcinseller, feministler, anti-militaristler gibi hakim anlayışın marjinalleştirdiği gruplar da var olan politik boşluğun da etkisiyle daha geniş bir hareket alanına kavuşurlar. İbrahim Eren bu unsurları bir parti çatısı altında toplamak ister. Radikal Demokrat Yeşil Parti adıyla kurulması düşünülen partinin tüzüğü de yine bu gruplar tarafından oluşturulur.  1986-1987 yıllarına denk gelen bu çalışmalar yine söylentilere göre İbrahim Eren'in kişisel ilişkilerdeki baskın yapısı nedeni ile sonuçlanamaz ve parti kurulma aşamasında kalır. 1987 yılının yaz ayları Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünün travestiler üzerindeki baskıyı arttırdığı günlerdir. Kimi zaman çuvallarla koyup demir sopalarla dövme aşamasındaki bu baskılara ne basın ne de 'demokratik' kamuoyu gerekli ilgiyi göstermez. Bu baskılar karşısında çaresiz kalan, destek bulamayan travestiler toplu olarak henüz kurulma aşamasında olan Radikal Parti'ye sığınırlar. 37 eşcinsel ve travesti tarafından açlık grevi başlatılır. Bu aynı zamanda Türkiye tarihindeki ilk eşcinsel eylemdir. Somut sonuçlar elde edilemese de bu eylem yurt içinde ve yurt dışında ses getirmeyi başarır. Yurt dışının saygın gazetelerinde haber olur ve Türkiye'den de Rıfat Ilgaz ve Türkan Şoray gibi pek çok sanatçı ve aydından destek bulur.
 

İlk adımlar 80'lerde atılsa da gerçek anlamda bir eşcinsel hareketin temellerinin 90'larda atıldığını söyleyebiliriz. 1993'de Türkiye'de yapılması planlanan ilk uluslararası Gay-Lezbiyen etkinliği valilik tarafından engellenince İstanbullu bir grup eşcinsel aktivist Lambda ismi altında bir araya gelmeye karar verirler. Eşcinsellerin özgürleşmesi amacıyla faaliyetini yürüten grup biraz da olası baskılardan korunmak için ilk olarak AIDS Savaşım Derneği ile ortak çalışmalar yürütür. Eşcinseller, 1996'da İstanbul'da yapılan HABİTAT-II İnsan Yerleşimleri Zirvesi'ne kendi standıyla katılır. Yine Lambda istanbul'un gerçekleştirdiği eşcinsellere yönelik ilk radyo programı Açık Radyo frekansında bir yıl süresince yayında kalır. Ayrıca %100 GL ve ardından da Cins adıyla eşcinsellere yönelik dergiler yayımlar.
 

VİDEO -2014 İstanbul Onur Yürüyüşü

Kadın olmanın getirdiği toplumsal dezavantajlar ve eşcinsel organizasyonların da içinde olan cinsel hiyerarşi yüzünden gay'ler kadar aktif olamayan lezbiyenler ise 1990'ların ortalarından itibaren "Sappho'nun Kızları" ve "Venüs'ün Kızkardeşleri" gibi kendilerine özgü birliktelikler yaratma yoluna giderler. Yine Lambda İstanbul'un ortaya çıktığı döneme yakın bir zaman diliminde Ankara'da 1994'de çoğunlukla üniversite öğrencilerinden oluşan Kaos GL isimli yeni bir grup doğar. 1994 yılından beri ciddi bir aksaklığa uğramadan istikrarlı bir biçimde Türkiye'nin ilk gay-lezbiyen dergisi 'Kaos GL'yi çıkaran bu grup çeşitli organizasyonlarda, mitinglerde, üniversitelerde yazılı ve görsel araçlarla topluma ulaşmaya, eşcinsellerin sesini duyurmaya çalışıyor. Bunun yanında Kaos GL, 2001 1 Mayıs'ında ilk defa kendi pankartıyla, kendi grup kimliğiyle alana çıkmıştır. Bu bir ilktir. Türkiyeli eşcinseller kamusal alanda ilk defa kendilerini ortaya koymuşlardır. Bu sevindirici gelişme Lambda İstanbul'un da 2002 ve 2003 1 Mayıs'ında alana çıkmasına yol açar. Yine 11 Eylül sonrasında oluşan savaş karşıtı gösterilerde de eşcinseller toplumsal muhalefetin yanında yerlerini alırlar.


Son yıllarda Ankara, İstanbul dışında diğer illerde de eşcinsel örgütlenmeler ortaya çık maya başlamıştır. İzmir'de "Pembe Üçgen", Antalya'da "Gökkuşağı Eşcinsel Toplum Hareketi" ismiyle bir araya gelen çeşitli grupların yanı sıra "Anadolu Ayıları" gibi eşcinsel kimliğini kadınsılıktan ayırmaya ve yeni bir gay kimliği yaratmaya çalışan çeşitli gruplar da mevcuttur. İnternet'in ve iletişimin gelişimi sayesinde amaçları ve nitelikleri birbirinden farklı farklı bu grupların sayısı da her geçen gün artmaktadır. 

Türkiye'deki LGBT Örgütler, Dernekler ve Diğer Oluşumlar:
 

KAOS GL Türkiye'nin ilk gay & lezbiyen içerikle dergisi olan KAOS GL  Dergisi ve Türkiye'nin resmen tescil edilen il eşcinsel derneği olan  Kaos Gey Ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar Ve Dayanışma Derneği. Eşcinselliği daha kapalı yaşandığı bir şehir olan Ankara merkezli olmasına, ve bu alanda faaliyete başlayan ikinci oluşum rağmen Türkiye'de politik eşcinsel hareketin tartışılmasız öncülüğünü yapmış, ve halen de yapmaya devam etmektedir.

Web: www.kaosgl.com Facebook: http://www.facebook.com/pages/Kaos-GL

LAMBDA İSTANBUL Lamda İstanbul, Türkiye'nin ilk ve şu an en faal eşcinsel dayanışma guruplarından birisidir. Lambdaistanbul isteyen herkesin katılımına açıktır. Gönüllülük esasına göre çalışılır. Lezbiyenler, geyler ve biseksüel, travesti ve transseksüel kadınlar ve erkekler gönüllü olarak çalışır. Hiyerarşinin (başkan ve yardımcıları vs. olmadığı) bir sivil toplum örgütüdür. Lambda’da çalışabilmek için herkese açık olmak bir kural değildir. Burada çalışan gönüllülerin açıklık dereceleri çok farklılık göstermektedir. Web sitelerinde hem aktivitelerini hem de eşcinsellikle ilgili önemli bilgiler sunuyorlar.

Web: www.lambdaistanbul.org Facebook: www.facebook.com/lambdaistanbul

LGBTT İSTANBUL
Kısmen Lambda İstanbul'dan kopan bir gurup tarafından, bağımsız olarak bir araya gelen ve 2007 itibari ile belirgin etkinlikler yapan henüz dernekleşme aşamasında bulunan oluşum. Gay ve lezbiyenlere de açık olması yanında, travesti ve transseksüellerin sorunlarına daha çok sahip çıkmaktadırlar. Özellikle İstanbul'a İzmir'den atanan yeni emniyet müdürü zamanında travesti ve transseksüellere sırf kıyafetleri bahane edilerek kesilen ve grup sözcüleri tarafından "cadı avına", "Hitler dönemi Almanya'sı uygulamalarına" benzetilen 69 TL lik cezaları protesto edip mahkemeye başvurmaları ile görsel ve yazılı basında ses getirmişlerdir. Adres ve iletişim bilgileri için:

Web: http://www.istanbul-lgbtt.net Facebook: http://www.facebook.com/ist.lgbtt
 

İZMİR SİYAH PEMBE ÜÇGEN
Türkiye Eşcinsel Hareketi’nin içerisinde Biz GL, Ötekizmir ve Pembeüçgen gruplarıyla dönem dönem var olmaya çalışmış İzmirli Eşcinseller bu gruplardan edindikleri deneyimlerini Eylül 2006’da yeniden bir araya gelerek önce Kaos GL İzmir adıyla
bir grup oluşturmuşlar, daha sonra oluşum Siyah Pembe Üçgen adı ile dernekleşme çalışmalarına başlamıştır. Baki Koşar etkinliğiyle birlikte dernekleşme sürecini tamamladıklarını ilan eden grup 2009 sonunda savcılıkça açılan kapatılma davasına rağmen dayanışma faaliyetlerine devem etmektedir. 
Web :
http://www.siyahpembe.org/ Facebook: Facebook.com/groups/siyahpembeucgen/

 

PEMBE HAYAT
Ankara merkezli özelikle travesti ve transseksüellere yapılan baskılarla mücadele etmeyi amaçlayan  "Pembe Hayat Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transseksüel Dayanışma Derneği" isimli oluşum. Web sitelerinden alıntı yapmak gerekirse: "Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kurulan Türkiye’nin ilk trans hakları derneğidir. Pembe Hayat, kurulduğu yıldan bu yana, trans bireylerin yoğun ve sistematik şekilde maruz kaldığı önyargı, ayrımcılık, nefret söylemi, nefret suçları, polis şiddeti, kötü muamele ve işkence, toplumsal dışlanma gibi alanlarda çeşitli projeler üretmektedir" 

Web: http://www.pembehayat.org

T-DER (TRANS DANIŞMA MERKEZİ)
Trans bireylerin trans geçiş sürecinde yaşadıkları ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bu süreçteki ayrımcılık biçimlerinin ortadan kalkmasına yönelik çalışmayı amaçlar. Oluşumun merkezi Kızılay, Ankara'dadır.

https://www.facebook.com/Transdanisma

http://t-der.org/

 

VOLTRANS - TRANS ERKEK İNİSİYATİFİ
Voltrans Grubu, biyolojik olarak kadın olan ama kendini kadın olarak tanımlamayan, dönüşüm sürecine girmiş/girmemiş, girmeyi düşünen/düşünmeyen, toplumsal cinsiyet kimliği geçişinde olan, veya cinsiyet kimliğini şu anda sadece sorgulayan herkese açık bir gruptur. İçinde güzel yazıların ve linklerin olduğu blog ayrıca grup bir inisiyatif kurma çabalarında.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-227141/fragman-19534956/ (Voltrans Belgeseli fragmanı)

https://www.facebook.com/groups/voltrans/ (Facebook grubu)
http://vol-trans.blogspot.com/

 

T-KULÜP, Trans Erkek Kültür Üretim Platformu
Internet üzerinden bir araya gelen trans erkeklere ait iki yerli oluşumdan biri olan T KULÜP'ün hikayesi kendi anlatımlarında özetle şu şekilde:
"2013 Ocak ayında sessiz sessiz heybesindekileri ortaya dökmeye başlayan Sick-o blog, adını ilk kez, maalesef Rüzgar Erkoçlar'ın çirkin ifşasıyla konuya uyanan; iştahlı, meraklı, magazinci medyanın değil mesleği yaşatan birkaç asil gazeteci temsilcisinin güzel röportajları sayesinde duyurdu. Bir iki ay sonra açılan #transerkekler Facebook grubunda bir network oluşturan trans erkekler 2013 Kasım'ında www.transsicko.blogspot.com' un TİB tarafından erişime engellenmesiyle online aktivizm gibi gözlerden uzak bir mecrada bile devletin gürzünün enselerinde olduğunu, ellerindeki küçük ve geç kalmış kaynaktan bile edilebileceklerini gördüler. 17 gün gerekçesiz olarak kapalı kalan Sick-o blog, bu ablukadan hukukçu LGBTİ insan hakları aktivistlerinin desteğiyle, hukuk mücadelesi vererek ve güçlenerek çıktı. 2014'te T-KULÜP : Transerkek Kültür Üretim Platformu adını alan, bugün 300 üyesi olan; Almanya'da, Kıbrıs'ta, Azerbaycan'da Türkçe konuşan trans erkeklerin bir araya geldiği, dayanıştığı bir platforma dönüşen KULÜP, "Trans Erkekler Kulüp'te" nidasıyla, 2014i Trans Onur Yürüyüşü'nde birlikte yürümek için trans erkeklere de bir çağrıda bulundu."

http://www.transsicko.blogspot.com.tr/

 

SOSYALİST EBT
Facebook sayfalarında kendilerini özetle "Heteroseksizme ve liberalizme karşı Eşcinsel, Biseksüel, Trans ve tüm antiheteroseksistlerin devrimci mücadele odağı Sosyalist EBT Hareketi, Marksist Leninist tarihi mirası olarak sahiplenir ve Marksist Leninist ilkeleri benimser." şeklinde ifade eden, sosyalist ilkeleri benimseyen eşcinsel hareket. Yakın zamana kadar eşcinselleri dışlayan sosyalistlerin eşcinsel harekete açık destek vermeye başlamaları olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Oluşumun en etkin isimlerinden biri ise Türkiye'deki eşcinsel hareketin öncülerinden olan tanınmış transseksüel Demet Demir'dir. Oluşum 2011 yılından beri faaldir.

Sosyalistebt.wordpress.com

Facebook sayfası için tıklayınız


GÖKKUŞAĞININ KIZILI
Eşcinsel harekette ortaya çıkan bir diğer sosyalist oluşum ise TKP ile bağlantılı olan Gökuşağının Kızılı hareketidir. Büyük ihtimalle bağlı oldukları partiler arasındaki genelde rekabet zaman zaman bu iki eşcinsel örgüte de yansımaktadır "Gökkuşağının Kızılı, LGBT hakları ve ayrımcılık konusunda duyarlı ve çevresini bu yönde değiştirme iradesine sahip olanların sosyalist alternatifidir." şeklide kendini ifade etmektedir.

Web: http://gokkusagininkizili.org/ & Facebook.com/GokkusagininKizili

ANTALYA GÖKKUŞAĞI

Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu özellikle internet üzerinde bir araya gelen Antalyalı eşcinsellerin oluşturduğu bir dayanışma grubudur. Web Sitesi (blog): http://antalyagokkusagi.blogspot.com/
Oluşumla ilgili Lambda İstanbul'un Web Sitesinden Detaylı Bilgi Edinilebilir.


QUEER ADANA
2013 Temmuz ayında sitemize aşağıdaki mesaj ile bildirilmiştir:
Adana'da toplumsal cinsiyet bilinci olusturmak icin yola cikmis bir grup LGBTI'nin orgutlenerek kurdugu guzel bir olusum. "Ne yalniz ne de yanlisiz" "Sen yoksan 1 eksigiz" ve "Ask orgutlenmektir" siarlarini benimsemis guzel ve samimi bir sivil toplum orgutlenmesi. Adana'da 4 Temmuz 2013'te faaliyetlerine baslayan yerel LGBTI orgutlenmesidir. Aktivizm, dayanisma, danisma, kultur ve sanat etkinlikleri, eglence, fikir imeceleri ve LGBTI politikalari gelistirmeyi hedefleyen simdiden 350'den fazla takipcisi olan bir sivil toplum olusumudur.

Facebook: Facebook.com/groups/142981645906878/   Twitter : Twitter.com/QueerAdana

MERSİN LGBT 7 RENK
2013 Mersin'de bir araya gelen yerel eşcinsel dayanışma grubu amaşlarını şu şekilde dile getirmişlerdir: “Eşcinsel bireylerin, eşit yurttaşlık ve insanca yaşam taleplerini hayata geçirmek adına, Mersin’de ortak hareket ilkesiyle lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüellerin haklarını kamuoyunda yüksek sesle savunmak; elde edilememiş haklardan ötürü demokratik muhalefet hakkını kullanarak söz konusu hakların kazanılması için mücadele etmek." Oluşumla ilgili basında çıkan bir haber için
 buraya tıklayınız

Web: http://mersinlgbt.blogspot.com/ & Facebook.com/MersinLgbt7Renk
 

HEBUN LGBT DİYARBAKIR
Yaklaşık 2008 yılında Diyarbakırda Hejvin adı ile bir oluşum ve hatta dergi çıkarma denemesi olmuştu. Diyarbakır'daki eşcinsel oluşum daha sonra Hebun LGBT adı ile internet ağırlıklı olmak üzere faaliyetlerine devam etmeye devam etmektedir. Bölgenin Türkiye ortalamasına göre bile daha da muhafazakar olduğunu göz önüne aldığımızda Diyarbakır merkezli bu oluşum umut verici sayılabilir. Ancak oluşum eşcinsel hareketten daha çok BDP çizgisindeki politikaların savunmasını yapmaya öncelik veriyor izlenimi vermektedir. 

Web: Facebook.com/groups/349644148430664/

 

DİĞER OLUŞUMLAR

Son yıllarda küçük şehirlerde ve üniversitelerde yada sadece internet üzerinden faaliyet gösteren pek çok yeni LGBT dayanışma oluşumu kurulmuştur. Bunlardan haberdar olduklarımızı aşağıda bulabilirsiniz:
 

Antalya Akdeniz Pembe Caretta Lgbt : Facebook.com/akdeniz.lgbt

Diyarbakır LGBT AMED HEVJİN Facebook.com/groups/220580981427901

Eskişehir MorEl: http://moreleskisehir.blogspot.com/ 

Gaziantep Zeugmadi Facebook.com/zeugmadi.lgbt

İstanbul HEVI LGBT : Facebook.com/HeviLGBTistanbul

Malatya Homofobi Ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnisiyatifi : Facebook.com/MalatyaLGBT

Mersin LGBT 7 Renk : Facebook.com/MersinLgbt7Renk
SDP LGBTİ: Facebook.com/sdplgbti

Tarsus LGBTarsus : Facebook.com/LGBTarsus

 

Üniversite ve Okullarda Faaliyet Gösteren LGBT Oluşumları:
Bilgi Gökkuşağı
(Bilgi Üniversitesi): Facebook.com/BilgiRainbow

Ege LeGeBiT (Ege Üniversitesi) Facebook.com/legebit.ege

Liseli LGBTİ : Facebook.com/liselilgbti

LuBUnya Boğaziçi (Boğaziçi Üniversitesi) Facebook.com/LuBUnyaBogazici

Uludağ Üniversitesi Özgür Renkler Topluluğu : Facebook Sayfası

 

 

LGBT OLUŞUMLARI İLE İLGİLİ YORUMLAR


Türkiye'de Eşcinsel Hukuk ve Eşcinsel Hakları İle Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız

Kaynaklar:
Kaos GL ve Lambda İstanbul ve konu ile ilgili çeşitli internet sayfalarıdır.
 

  EŞCİNSELLİK NEDİR


Cinsel yönelim, kişinin kendisinin seçip değiştirebileceği bir durum değildir. Eşcinsellik üç çeşit cinsel yönelimden biridir. Eşcinsel yönelimi değiştirmeye yönelik herhangi bir tedavi girişimi, etik değildir. Zaten başarılı olma şansı da yoktur. İnsanlar, eşcinsel olduklarını genel olarak ergenlik döneminde fark ederler ancak bazı eşcinsellerin, toplumdaki ve yakın çevrelerindeki yaygın ‘homofobi’ nedeniyle kendi cinselliklerini bir süre kendilerinin bile reddettikleri, kendilerini karşı cinse ilgi duymaya zorladıkları da bilinmektedir.
 

Karşı cinse olan cinsel yönelim ne kadar gerçekçi ve değişmezse, eşcinsellerin de kendi cinsine olan ilgisi o kadar gerçekçi ve değişmezdir. Eşcinsellik hakkında yaygın bir söylem cinsel tercih olduğudur, ama bu ifade kesinlikle yanlıştır. Çünkü kimse cinselliğini seçmez - aslında istese de seçemez.  Hele hele hiç kimse toplumda aşağılama amacı ile kullanılan ifadesi ile "ibne" olmayı tercih falan etmez. Tersine çoğu kimse bunu büyük iç çatışmalar yaşayarak, büyük zorluklarla kabul eder. Üstelik hala 40-50 yaşlarına gelmiş halen eşcinselliğini kendisi bile kabul edememiş acı çeken bir sürü insan da vardır.  Oysa, bilinmelidir ki eşcinsellik insanlık tarihinin her döneminde, din ve toplumda görülmüş, doğada var olan bir cinsel çeşitliliktir.

Eşcinselliğin Bilimsel Tanımı:
Günümüzde bilim, eşcinselliğin büyük olasılıkla genetik olduğunu kabul eder ve bilinen tüm bilimsel bulgular ve incelemeler bunu doğrular niteliktedir. 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli psikologlar eşcinselliğin nedenleri ile ilgili teoriler geliştirmişlerdi. O zamanlar bunların çoğu eşcinselliği "akıl hastalığı" yada psikolojik bir bozukluk olarak tanımlıyordu. 19. yy psikologlarından Richard von Krafft-Ebing, eşcinselliğin kalıtımsal olduğunu iddia etti. Çağdaşı Sigmund Freud ise eşcinselliği kendini karşıt cinsteki ebeveyn ile özdeşleştirmenin de etkisiyle oluşmuş, "psiko-seksüel gelişimdeki çatışmaların bir sonucu" olarak tanımlamıştır. Diğer bazı bilim adamları ise eşcinselliğin nedenlerini sosyal etkilerde ve anne karnındaki gelişim esansında gerçekleşen fizyolojik olaylarda aradılar.

21. yüzyıla gelindiğinde birçok toplum cinselliği daha rahat ve açık bir şekilde tartışır hale geldi. İnsan cinselliğinin bir ifadesi olarak eşcinsellik kabul görmeye başlandı ve bunun bir sonucu olarak eşcinsellikle ilgili hurafeler bilimde de terk edilmeye başlandı. Özellikle 1950 ve 60'larda yaygın olan, erkek eşcinsellerin zayıf ve kadınsı oldukları, lezbiyenlerin erkeksi ve saldırgan oldukları inanışları büyük oranda terk edildi. Araştırmacı Alfred Kinsey'in 1948'deki raporuna göre eşcinsel aktivite gerek erkek gerekse bayan ergen Amerikalılar arasında oldukça yaygındı. Daha sonra farklı ülkelerde yapılan araştırmalarda, din, kültür, sosyal yapı, görünürlülüğe bakılmaksızın eşcinselliğin hemen hemen her toplumda ortalama nüfusun %10 unun eşcinsel olduğu görülmüştür. 

Bu arada, bazı bilim adamları cinsel aktiviteleri homoseksüel ya da heteroseksüel olarak ayırmaktansa, geniş bir yelpaze üzerinde değerlendirmektedir. Onlara göre bu yelpazenin en uç noktalarını homoseksüelliğin ya da heteroseksüelliğin en ileri düzeyleri oluşturur. Biseksüellerin orta noktada bulunduğu kabul edilirse diğer bireylerin her biri bu yelpazenin sağında veya solundaki bir noktada yer almaktadırlar. Bunu kanıtlamak amacı ile verilen en iyi örnek ise, konuma bağlı eşcinselliğin karşıt cinsin bulunmadığı hapishane gibi ortamlarda gerçekleşme sıklığının her zaman daha fazla olmasıdır.
 

Aşağıdaki linkten Facebook sayfamızı beğenerek siz de yorumlarınızı iletebilir, diğer üyelerle iletişime geçebilir ve hatta yepyeni arkadaşlılar kurabilirsiniz. Türkiye'nin her şehrinden gay mekan sahipleri de bu sayfaya katılarak mekanlarını tanıtabilir ve güncel etkinliklerini anında üyelerimize duyurabilirler. Sitelerimizde olduğu gibi Facebook sayfamızda da pornografi, küfür, hakaret içeren yorumlar yasaktır. Ayrıca, profillerinde pornografik fotoğraf kullanan kişilerin üyeliklerine de son verilecektir.

Aşağıda "Beğen" düğmesine basarak eşcinsel arkadaşlık ve bilgi paylaşımı amacı ile kurulan Facebook sayfamıza katılın. Böylece siz de yorumlarınızı ekleyebilir ve diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz.

Sayfamıza katılmak ve içeriğini görebilmek için önce Facebook hesabınıza giriş yapın
 

İsterseniz de aşağıdan, sadece bu websayfasını arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

ANA SAYFAYA GİT