|
Eğitimsizlik, dinsel ve ahlaki dogmalar, politik
yozlaşmalar, erkek egemen kültür, demokrasinin
eksikliği, devlet görevlilerinin ve özellikle emniyet
güçlerinin yetiştirilme tarzı, genel olarak toplum
yapısı Türkiyeli eşcinsellerin hayatlarını çekilmez hale
getiren başlıca sebepleridir. 1990'larda
başlayan görece rahatlama ortamı, görünürde devam ediyor
zannedilse de son yıllarda gittikçe muhafazakarlaşan
ülkemizde eşcinseller üzerindeki baskılar hem toplumsal
hem de politik olarak tekrar çoğalmaya başlamıştır.
Türkiye'de insan haklarının yeterli olmadığı genel kabul
gören bir gerçektir. Türkiye'de eşcinsellerin ruh halini
anlamak için, diğer azınlıklara yada farklılıklara
uygulanan çoğunluk baskısına ilaveten, Türk
eşcinsellerin sorunlarını en yakınlarına yani ailelerine
anlatamayacak durumda olmalarını göz önüne almak yeterli
olabilir. Bazen tüm yaşamlarını bile etkileyecek
sorunlar yaşasalar bile bunları en sevdikleri ile
paylaşamayacak eşcinsellerin durumu gerçekten vahimdir.
Hatta geri kalmış bölgelerde ailenin kendisi
eşcinsellerin en büyük düşmanı olabilmekte ve bu durum
bazı eşcinsellerin psikolojisinde travmatik etkiler bile
bırakabilmektedir. Kaba bir örnek vermek gerekirse, bu
ülkede Ermeni, Kürt yada Alevi olduğu için ailesi
tarafından dışlanan, dayak yiyen ve hatta bazen en
yakınları tarafından öldürülmek istenen
tek bir kişi olabileceği hayal bile edilemez. Bu nedenle
insanların çoğu hala, eşcinselim diye ortaya çıkmak
yerine, ancak ve ancak toplumda yerleşik erkeklik yada
kadınlık kategorisinden beklenen davranışları yerine
getirerek sosyal, dinsel ve siyasal kurumların
şemsiyelerinin altında yer bulabilmektedirler.
|
EŞCİNSEL KÜLTÜR VE YAKIN TARİH |
Osmanlıda Eşcinsellik:
Günümüzde eşcinsel haklarının zirveye ulaştığı yerler
Batı ülkeleri olsa da 20 yüzyıl başına kadar İslam
coğrafyasının kontrol eden Osmanlı döneminde eşcinseller
batılı ülkelere oranla çok daha hoşgörülü bir ortamda
yaşamış, kendilerini ifade edecek ortamlar
bulabilmişlerdir. Üstelik çok ilginçtir ki, Osmanlıda
eşcinsellerin yok sayılmaya ve baskıya uğramaya
başladığı dönem batılılaşmanın başladığı 1800'lü
yıllardır. Bunda aynı dönemde batıda başlayan ve
Osmanlıyı da etkisi altına alan ve toplumu yeniden
dizayn etme aylayışı güden devletin ve bürokrasinin
gittikçe güçlenmesi de etkili olmuş olabilir. Oysa,
Osmanlının daha güçlü olduğu dönemlerde genel olarak
özgürlükler ve dolayısı ile eşcinselliğe bakış, şimdiki
baskıcı Arap yönetimlerinden çok daha iyi durumdadır.
Unutmamak gerekir ki günümüzdeki baskıcı Arap
yönetimlerini eşcinselliği 1960'lara kadar kanunen
yasaklayan İngilizler belirlemişlerdir. Yani aslında bu
gün batının eleştirdiği radikal İslam ülkellerini batı
kendi elleri ile yaratmıştır.
Gazeteci/tarihçi Murat Bardakçı Osmanlıdaki eşcinselliği
27 Ağustos 2006 tarihli Hürriyet gazetesindeki
makalesinde şu şekilde anlatmaktadır.:
|
 |
|
Batı tarzı eşcinsel
ilişkiler yaygınlaşsa da, ülkemizde hala aktif-pasif
ağılıklı eşcinsellik kültürü
yaygındır. |
"Eşcinsellerin büyük büyük dedeleri, bundan
asırlarca önce "meslek grubu" kabul edilip esnaftan
sayılmış, hatta hükümdarların sefere çıkmalarından önce
düzenlenen büyük resmigeçitlere bile katılmışlardı.
Evliya Çelebinin meşhur "Seyahatnáme"sinde, 17.
asır gaylerinin Dördüncü Muradın huzurunda yapılan bir
geçit resmine yanlarında kendilerini pazarlayanlar
olduğu halde katılmalarının anlatıldığı
bilinir. Yani, eski
zamanların eşcinselleri, İstanbulda padişahın huzurunda
düzenlenen resmigeçitlere bile iştirak etmiş,
hatta
yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde
yürümüşler ve bu yürüyüşler o devrin kayıtlarına
ayrıntılarıyla geçmişti. Osmanlı zamanında müşteriye
çıkan delikanlılara "hîz oğlanı" denirdi ve mesleklerini
icra eden "hîz"lerin devlet tarafından kayıt altına
alınmaları şarttı. Hayatını bu işten kazanan erkekler
"defter-i hîzán" yani "hizler defteri" denilen kütüğe
yazılırlardı ve bugünden çok daha önemli bir farklılık
söz konusuydu: Profesyonel eşcinseller, "esnaftan" kabul
edilirlerdi. Esnaf, o devirde ordunun bir bölümü
sayılır, padişahın sefere çıkışından önce İstanbulda
yapılan büyük geçit resmine bütün meslek grupları
katılır ve "hîzán", yani eşcinseller de bu geçit
resminde yer alırlardı. Bu törenlerden birini, 17. asrın
çok önemli bir ismi, Evliya Çelebi, meşhur "Seyahatnáme"sinde
ayrıntılarıyla yazıyor.
Uygunsuz kadınlarla erkekler, Osmanlı zamanında da
faaliyetteydiler. Devlet bu faaliyetlere bazen göz
yummuş, bazen de sıkı yasaklar getirmişti ama yaygın
düşünce, "İsteyen, canının çektiğini yapsın"
şeklindeydi. Üstelik bu iş eski devirlerde sadece bize
mahsus değildi, bütün dünyada var olan bir şeydi. Aynı
cinse duyulan ilgi Osmanlı toplumunda da hafiften
yadırganırdı fakat yadırgama kendi cinsine düşkün olanın
bu merakını gizlemesini gerektirecek bir hale gelmez,
her şey ortada, apaçık cereyan ederdi. Şairlerin
delikanlı sevgilileri için kaleme aldıkları gazeller
elden ele dolaşır, bestecilerin yine genç erkekler için
döktürdükleri nağmeler de her yerde terennüm edilirdi.
(dillendirilirdi)
Meselá, Fuzulinin "Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış
áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb"
mısraıyla, yáni "Sabah usturasını bilemiş, güneş
kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka bağlılığını
göstermiş" sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya
yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılırdı. Gazel, daha
sonra "Başlar, onun anber kokulu usturasının
hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana
getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın
ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi
doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de
kaçmazdım..." sözleriyle devam etmekteydi.
Bir başka örnek: Küçük Mehmed Ağanın eseri olan ve
müziğimizin en sanatlı parçalarından sayılan Evcárá
makamındaki bestede, yáni "Gelince hatt-ı muanber o meh
cemálimize / Yazıldı mebhas-i sevdá kitáb-ı hálimize"
güfteli eserde "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları
çıkmaya başlayınca, hálimizi anlatan kitaba sevda bahsi
yazıldı" deniyordu.
Eşcinsel ilişkiler, Avrupalı olmaya karar verip
Tanzimatı ilán etmemizden sonra, 1840lardan itibaren
"ayıp" sayılır oldu ve bir zamanlar sıradan hadise gibi
görünen münasebetler artık sessizliğe büründü.
19. asrın büyük álimi ve devletin resmi tarihçisi Cevdet
Paşa, "Máruzát" isimli eserinde bu anlayış değişikliğini
apaçık, şöyle anlatır:
"...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları
azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbulda eskiden
beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara
yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden
Káğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada,
gerek Bayezid Meydanında arabalara işaret verme usulü
başladı. Devletin önde gelenleri arasında
kulamparalığıyla meşhur Kámil ve Áli Paşalar (o devrin
sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup
olanlar kalmadı. Áli Paşa, yabancıların
eleştirisinden çekinerek kulamparalığını gizlemeye
çalışırdı."
Orijinal Makale İçin Tıklayınız
Yine Murat Bardakçının 2000 yılında Hürriyet'te
yayınlanan makalesine göre Türklerin bilinen en eski
"gay kulübü" 15, yüzyıl sonlarında Beşiktaş'ta Deli
Birader lakaplı divan şairi tarafından açılan hamamdı.
Bardakçı'ya göre "Hamam bir anda İstanbul'un en namlı
yerlerinden oldu. Devlet büyüklerinden şairlere, en
seçkin tácirlerden sarayın üst rütbeli mensuplarına
kadar başkentin önde gelen isimleri müdavimler
arasındaydı. Külhandaki cümbüşler dillerde, içeriye
alınmayanların gönlü de külhadaydı.
Ama günün birinde ne olduysa oldu, cümbüşlerde kantarın
topuzu kaçtı. Filánca Efendi feşmekán Bey'in oğluyla
kurna başındaymış gibisinden dedikodular ayyuka
çıkınca mahalleli hamamı basıp sahibinin başına yıktı."
Orijinal Makale İçin Tıklayınız
Günümüz Türkiye'sinde Eşcinsel Kültür.
|
 |
|
Zeki Müren 1950'lerin
Türkiye'sinde sahnelerde kadınsı kıyafetler giyerek
o zaman için eşcinsel yaşamda adı konulmamış bir
devrim gerçekleştirmiştir. |
Son
yıllarda bazı
kişiler kendi ideolojik saplantıları yüzünden Cumhuriyet
döneminde Türkiye'de eşcinsellere yapılan baskıları bile
Cumhuriyet'e mal ederken Türkiye'nin eşcinselliğin yasak
olmadığı tek Müslüman ülke olduğu gerçeğinden asla
bahsetmezler. Osmanlı gerçeği ortada iken din adına
baskıcı rejimlerin kurulduğu günümüz Müslüman
ülkelerinde eşcinseller değişik uzunlukta hapis
cezalarından, idama kadar giden çok şiddetli
yaptırımların tehdidi altında yaşamaktadırlar.
Ama ne yazık ki, aynı kişiler destekledikleri
muhafazakar kadroların son yıllarda eşcinsellere
yaptıkları sistematik baskıları gömemezlikten gelmeyi de
yeğlemektedirler. Oysaki bu ülkenin eşcinselleri
yaşadıkları bütün zorluklara rağmen bu Cumhuriyeti
kuranlara çok şey borçlu olduklarını çok iyi
bilmektedirler ve asıl sorunun Cumhuriyetin kendisi
değil, Cumhuriyet kazanımlarının geliştirilmesi yerine
yarım bırakılması olduğunun da farkındadırlar. Ama bu,
Cumhuriyet dönemimde Türk eşcinsellerinin yaşadıkları
zorlukların hiç de hafifletilemeyecek kadar ağır olduğu
gerçeğini de değiştirmez.
1980'lere kadar ülkemizde eşcinsellik hemen hemen yok
sayılmış ve hiç konuşulmamıştır. Oysa ki eşcinseller
haklarına ancak görünür olmaya başladıktan sonra
kavuşmuşlardır. Bu arada gözden kaçırmamak gerekir ki
batıda da eşcinsel hakları bugün Türkiyeli eşcinsellerin
hayal bile edemeyeceği bir aşamaya son 30-40 yılda
gelmiştir. Mesela bugün eşcinsel evliliklerinin
konuşulduğu Avustralya gibi demokratik bir ülkede
eşcinsellik 1989'a kadar kanunen yasak olarak kalmıştır.
Batıdaki bu gelişmeleri sağlayan da görünürlülüğün ve
konuşurluluğun artmış olmasıdır.
Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok
reddedici ülkeler grubuna yakın görünmektedir. Bu tür
toplumlarda cinsiyet rolleri kesin sınırlarla
ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır.
Karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş
tutulur. Hatta maço kültürlerde aktif rolde cinsel
ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi
görülüp eşcinsel sayılmazken sadece pasif roldekiler
eşcinsel olarak nitelenir. Türkiyede eşcinsel denince çoğu
kişinin aklına ıssız otoyollarda görülen travestiler, ağır
makyajlı şarkıcılar, kırıtarak yürüyen, daha kadınsı
giyinip konuşan dar blucinli genç erkekler gelir
hala. Çoğu insan eşcinsellerin gittikleri barlara
uğramaktan çekinir, aileler çocuklarının onlarla arkadaş
olmasını pek istemezler. Öte yandan aynı toplumun
bireyleri eşcinsel sanatçıları ve şarkıcıları ise ayakta
alkışlamaktan kaçınmazlar. Yani eşcinsellik kendi
yakınında olmadığı sürece kabul edilebilir gibi
görünmektedir.
12 eylül askeri darbesi ile Türkiyede taşlar
yerinden oynamıştır. Askeri darbe sonrası tüm toplumsal
kesimler gibi eşcinseller ve özellikle de travestiler
büyük bir kıyıma ve baskıya uğramışlardır. Yavaş yavaş
görünür hale gelen eşcinseller sistematik bir şekilde
baskı altına alınmış, evleri basılmış, dayak yemişler ve
hatta İstanbul'daki travesti ve transseksüeller trenlere
bindirilip Eskişehir'e sürülmüşlerdir.
İlerleyen zamanlarda ise İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde
birbiri ardına eşcinsel kulüpleri açılmış, eşcinseller
televizyon programlarında görünmüş, internet sayesinde
doğudaki eşcinseller de batıyla temas kurabilir
hale gelmişlerdir. 1999 yılında başlayan Avrupa
birliğine uyum çalışmaları sonucu eşcinseller ,
travestiler ve transseksüeller birden kendilerini çok
demokratik bir ortamda bulmuş ve bu kısa süren "lale
devri" yaklaşık 2005 yılına kadar devam etmiştir.
Ancak
ülkemizde giderek iyileşen eşcinsel ortamında 2006'da
itibaren sert bir geriye dönüş başlamıştır. İstanbul
gibi büyük metropolde eşcinsellerin sığınma yerleri olan
neredeyse 20-30 yıldır eşcinsellerin rahatça gittikleri
bilinen hamam ve sinemaların hemen hemen hepsi
kapatılmıştır. izmir ve Ankara gibi
büyük şehirlerde de benzer bir sürecin başladığı
duyulmaktadır. 2007 den itibaren emniyet güçlerinden
şiddet gördüğünü iddia eden eşcinsellerin sayısında
müthiş bir patlama olmuştur. 1980'lerde olduğu
gibi tekrar gay bar'lara sık sık polis baskınları yapılmaya
başlanmıştır. Eşcinsellerin gittiği parklarda
sivil/resmi polislerin devamlı devriye gezdiği
duyulmaktadır. Gazetelerde, televizyonlarda görünmeye
başlayan popüler eşcinsellere konuşulmayan bir sansür
uygulanmaya başlamış, daha önce efemine ya da eşcinsel
görüntüleri ile bilinen şarkıcılar birden takım elbise
giyip bıyık bırakmaya kadar işi vardırmışlardır.
Televizyonların kışkırtıcı haberleri sonucu sırf giyim
tarzlarından dolayı sokakta gezen travesti ve transseksüellere para
cezaları kesilmeye başlanmıştır. Muhafazakarlaşan yada
muhafazakarlılaştırılmak istenen toplumda homofobik
söylemler giderek çoğalmış ve üstelik daha da şiddetli
hale gelmeye başlamıştır.
Kısaca son 10-15 yılda yavaş yavaş yeşeren ümitler yerini yeniden
derin bir karamsarlığa bırakmaya başlamıştır.
|
EŞCİNSEL HAKLARI VE DERNEKLER |
Hakkını yememek gerekir
ki,
bir
eşcinsel hareket doğrultusunda gerçek adımların
atılmasından önceki ilk çalışmalar İzmir'de İbrahim
Eren'in öncülüğünde başlamıştır. Sonraki yıllarda
eşcinselliği ticarete döktüğü için eşcinsel gruplarca
dışlanan İbrahim Eren, İzmir Çevre Sağlığı
Derneği'nde İzmirli eşcinsellerle terapi-sohbet
toplantılarına başlar. Ancak 12 Eylül darbesi tüm sivil
toplum örgütleri gibi bu grubu da dağıtır. Yurt dışına
çıkan İbrahim Eren Almanya ve Avrupa deneyimleri
sayesinde anti-militarizm, yeşil hareket, eşcinsel
hareket gibi dönemin geleneksel solunun yabancısı olduğu
yepyeni anlayışlarla tanışmıştır. 12 Eylül, toplumsal
muhalefete çok büyük bir darbe indirir. Ancak daha önce
geleneksel solun içinde veya gölgesinde kalmış
eşcinseller, feministler, anti-militaristler gibi hakim
anlayışın marjinalleştirdiği gruplar da var olan politik
boşluğun da etkisiyle daha geniş bir hareket alanına
kavuşurlar. İbrahim Eren bu unsurları bir parti çatısı
altında toplamak ister. Radikal Demokrat Yeşil Parti
adıyla kurulması düşünülen partinin tüzüğü de yine bu
gruplar tarafından oluşturulur. 1986-1987
yıllarına denk gelen bu çalışmalar yine söylentilere
göre İbrahim Eren'in kişisel ilişkilerdeki
baskın yapısı nedeni ile sonuçlanamaz ve parti kurulma
aşamasında kalır. 1987 yılının yaz ayları Beyoğlu
Emniyet Müdürlüğünün travestiler üzerindeki baskıyı
arttırdığı günlerdir. Kimi zaman çuvallarla koyup demir
sopalarla dövme aşamasındaki bu baskılara ne basın ne de
'demokratik' kamuoyu gerekli ilgiyi göstermez. Bu
baskılar karşısında çaresiz kalan, destek bulamayan
travestiler toplu olarak henüz kurulma aşamasında olan
Radikal Parti'ye sığınırlar. 37 eşcinsel ve travesti
tarafından açlık grevi başlatılır. Bu aynı zamanda
Türkiye tarihindeki ilk eşcinsel eylemdir. Somut
sonuçlar elde edilemese de bu eylem yurt içinde ve yurt
dışında ses getirmeyi başarır. Yurt dışının saygın
gazetelerinde haber olur ve Türkiye'den de Rıfat Ilgaz
ve Türkan Şoray gibi pek çok sanatçı ve aydından destek
bulur.
|
 |
|
2008 yılında bir
sansür tehdidi ile karşılaşan Huysuz Virjin,
tepkiler sonucu bazı kısıtlamalarla da olsa
ekranlara dönmeyi başardı. |
İlk
adımlar 80'lerde atılsa da gerçek anlamda bir eşcinsel
hareketin temellerinin 90'larda atıldığını
söyleyebiliriz. 1993'de Türkiye'de yapılması planlanan
ilk uluslararası Gay-Lezbiyen etkinliği valilik
tarafından engellenince İstanbullu bir grup eşcinsel aktivist Lambda ismi altında bir araya gelmeye karar
verirler. Eşcinsellerin özgürleşmesi amacıyla
faaliyetini yürüten grup biraz da olası baskılardan
korunmak için ilk olarak AIDS Savaşım Derneği ile ortak
çalışmalar yürütür. Eşcinseller, 1996'da İstanbul'da
yapılan HABİTAT-II İnsan Yerleşimleri Zirvesi'ne kendi
standıyla katılır. Yine Lambda istanbul'un
gerçekleştirdiği eşcinsellere yönelik ilk radyo programı
Açık Radyo frekansında bir yıl süresince yayında kalır.
Ayrıca %100 GL ve ardından da Cins adıyla eşcinsellere
yönelik dergiler yayımlar.
Kadın olmanın getirdiği toplumsal dezavantajlar ve
eşcinsel organizasyonların da içinde olan cinsel
hiyerarşi yüzünden gay'ler kadar aktif olamayan
lezbiyenler ise 1990'ların ortalarından itibaren "Sappho'nun
Kızları" ve "Venüs'ün Kızkardeşleri" gibi kendilerine
özgü birliktelikler yaratma yoluna giderler. Yine Lambda
İstanbul'un ortaya çıktığı döneme yakın bir zaman
diliminde Ankara'da 1994'de çoğunlukla üniversite
öğrencilerinden oluşan Kaos GL isimli yeni bir grup
doğar. 1994 yılından beri ciddi bir aksaklığa uğramadan
istikrarlı bir biçimde Türkiye'nin ilk gay-lezbiyen
dergisi 'Kaos GL'yi çıkaran bu grup çeşitli
organizasyonlarda, mitinglerde, üniversitelerde yazılı
ve görsel araçlarla topluma ulaşmaya, eşcinsellerin
sesini duyurmaya çalışıyor. Bunun yanında Kaos GL, 2001
1 Mayıs'ında ilk defa kendi pankartıyla, kendi grup
kimliğiyle alana çıkmıştır. Bu bir ilktir. Türkiyeli
eşcinseller kamusal alanda ilk defa kendilerini ortaya
koymuşlardır. Bu sevindirici gelişme Lambda İstanbul'un
da 2002 ve 2003 1 Mayıs'ında alana çıkmasına yol açar.
Yine 11 Eylül sonrasında oluşan savaş karşıtı
gösterilerde de eşcinseller toplumsal muhalefetin
yanında yerlerini alırlar.
Son yıllarda Ankara, İstanbul dışında diğer illerde de
eşcinsel örgütlenmeler ortaya çık maya başlamıştır.
İzmir'de "Pembe Üçgen", Antalya'da "Gökkuşağı Eşcinsel
Toplum Hareketi" ismiyle bir araya gelen çeşitli
grupların yanı sıra "Anadolu Ayıları" gibi eşcinsel
kimliğini kadınsılıktan ayırmaya ve yeni bir gay kimliği
yaratmaya çalışan çeşitli gruplar da mevcuttur.
İnternet'in ve iletişimin gelişimi sayesinde amaçları ve
nitelikleri birbirinden farklı farklı bu grupların
sayısı da her geçen gün artmaktadır.
Türkiye'deki Eşcinsel Örgütler, Dernekler ve Diğer
Oluşumlar:

KAOS GL Türkiye'nin ilk gay & lezbiyen içerikle
dergisi olan KAOS GL Dergisi ve Türkiye'nin resmen
tescil edilen il eşcinsel derneği olan Kaos Gey Ve
Lezbiyen Kültürel Araştırmalar Ve Dayanışma Derneği
www.kaosgl.com
LAMBDA İSTANBUL Lamda İstanbul, Türkiye'nin ilk
ve şu an en faal eşcinsel dayanışma guruplarından
birisidir. Web sitelerinde hem aktivitelerini hem de
eşcinsellikle ilgili önemli bilgiler sunuyorlar.
www.lambdaistanbul.org
LGBTT
İSTANBUL
Kısmen Lambda İstanbul'dan kopan bir gurup tarafından,
bağımsız olarak bir araya gelen ve 2007 itibari ile
belirgin etkinlikler yapan henüz dernekleşme aşamasında
bulunan oluşum. Gay ve lezbiyenlere de açık olması
yanında, travesti ve transseksüellerin sorunlarına daha
çok sahip çıkmaktadırlar. Özellikle İstanbul'a İzmir'den
atanan yeni emniyet müdürü zamanında travesti ve
transseksüellere sırf kıyafetleri bahane edilerek
kesilen ve grup sözcüleri tarafından "cadı avına",
"Hitler dönemi Almanya'sı uygulamalarına" benzetilen 69
TL lik cezaları protesto edip mahkemeye başvurmaları ile
görsel ve yazılı basında ses getirmişlerdir. Adres ve
iletişim bilgileri için:
http://www.istanbul-lgbtt.org
Ankara
merkezli özelikle travesti ve transseksüellere yapılan
baskılarla mücadele etmeyi amaçlayan "Pembe Hayat Lezbiyen, gey,
biseksüel, travesti, transseksüel Dayanışma Derneği"
isimli oluşum.
http://www.pembehayat.org
İZMİR
SİYAH PEMBE ÜÇGEN
Türkiye Eşcinsel Hareketinin içerisinde Biz GL,
Ötekizmir ve Pembeüçgen gruplarıyla dönem dönem var
olmaya çalışmış İzmirli Eşcinseller bu gruplardan
edindikleri deneyimlerini Eylül 2006da yeniden bir
araya gelerek önce Kaos GL İzmir adıyla
bir grup oluşturmuşlar, daha sonra oluşum Siyah Pembe
Üçgen adı ile dernekleşme çalışmalarına başlamıştır.
Baki Koşar etkinliğiyle birlikte dernekleşme sürecini
tamamladıklarını ilan eden grup 2009 sonunda savcılıkça
açılan kapatılma davasına rağmen dayanışma faaliyetlerine devem etmektedir.
Web
Adresi:
http://www.siyahpembe.org/
MOREL
ESKİŞEHİR
MorEl, Eskişehir'de faaliyet gösteren bir LGBT
girişimidir. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve
cinsiyet ifadesi temelinde olmak üzere ayrımcılıkla
karşı karşıya kalanların hakları için Eskişehirde ve
ülke genelinde bir ses olarak hareket etmek amacı ile
bir araya gelmiş, ağrlıklı olarak internet üzerinde
faaliyet gösteren bir oluşumdur. Web Adresi:
http://moreleskisehir.blogspot.com/
ANTALYA GÖKKUŞAĞI
Antalya Gökkuşağı Eşcinsel Oluşumu özellikle internet
üzerinde bir araya gelen Antalyalı eşcinsellerin
oluşturduğu bir dayanışma grubudur. Web Sitesi (blog):
http://antalyagokkusagi.blogspot.com/
Oluşumla ilgili Lambda İstanbul'un Web Sitesinden
Detaylı Bilgi Edinilebilir.
PİRAMİD
GL
Mart 2008'de bize gelen mesajında kendini "Doğulu
eşcinsellere yönelik çalışmalarını başlatmış yeni bir
oluşum" şeklinde tarif etmektedir. Bölge şartlarını göz önüne aldığımızda umut
verici bir başlangıç sayılabilir.
http://piramidlgbtt.blogspot.com/
LEGATO Üniversite yerleşkelerinde (kampüs) toplanma ve
üniversiteli eşcinselleri bir araya getirme fikri ile
oluşturulan Lezbiyen-Gay-Topluluğu grubudur.
www.e-legato.org
KIBRIS
HOMOFOBİYE KARŞI İNİSİYATİF
Kıbrıs "Homofobiye Karşı İnisiyatif cinsel yönelim ve
cinsiyet kimliği ayrımcılıklarına karşı mücadele
edilmesi, homofobi ve transfobinin engellenmesi ve
Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Transseksüel (LGBT)
kişilerin temel evrensel hak ve özgürlüklerinin
korunması ve bu konularda duyarlılığın artırılması
yönünde örgütlenme çalışmaları başlatmış bir sivil
toplum hareketidir. Ayrıntılı bilgi için:
Buraya
Tıklayınız
Türkiye'de Eşcinsel Hukuk ve Eşcinsel Hakları İle
Detaylı Bilgi İçin Tıklayınız
Kaynaklar: Kaos GL ve Lambda İstanbul ve konu ile
ilgili çeşitli internet sayfalarıdır
Cinsel yönelim, kişinin kendisinin seçip
değiştirebileceği bir durum değildir. Eşcinsellik üç
çeşit cinsel yönelimden biridir. Eşcinsel yönelimi
değiştirmeye yönelik herhangi bir tedavi girişimi, etik
değildir. Zaten başarılı olma şansı da yoktur.
İnsanlar, eşcinsel olduklarını genel olarak ergenlik
döneminde fark ederler ancak bazı
eşcinsellerin, toplumdaki ve yakın çevrelerindeki
yaygın homofobi nedeniyle
kendi cinselliklerini bir süre kendilerinin bile reddettikleri, kendilerini
karşı cinse ilgi duymaya zorladıkları
da bilinmektedir.
|
 |
|
Modacı Cemil İpekçi
kendini "muhafazakar bir eşcinsel" olarak ifade
ederken bir taraftan da muhafazakar hükümete açık
destek vermiştir ama buna günlük hayatta
yaşadıkları baskılar gittikçe artan sıradan
eşcinseller de şiddetli tepki göstermiştir. |
Karşı cinse olan
cinsel yönelim ne kadar gerçekçi ve
değişmezse, eşcinsellerin de kendi cinsine olan ilgisi o
kadar gerçekçi ve değişmezdir. Eşcinsellik hakkında yaygın
bir söylem cinsel tercih olduğudur, ama bu ifade
kesinlikle
yanlıştır. Çünkü kimse cinselliğini seçmez
- aslında istese de seçemez. Hele hele hiç kimse
toplumda aşağılama amacı ile kullanılan ifadesi ile "ibne"
olmayı tercih falan etmez. Tersine çoğu kimse bunu büyük
iç çatışmalar yaşayarak, büyük zorluklarla kabul eder.
Üstelik hala 40-50 yaşlarına gelmiş halen eşcinselliğini
kendisi bile kabul edememiş acı çeken bir sürü insan
da vardır. Oysa, bilinmelidir ki eşcinsellik insanlık tarihinin her döneminde, din ve
toplumda görülmüş, doğada var olan bir cinsel
çeşitliliktir.
Eşcinselliğin Bilimsel Tanımı:
Günümüzde bilim, eşcinselliğin büyük olasılıkla genetik olduğunu
kabul eder ve bilinen tüm bilimsel bulgular ve
incelemeler bunu doğrular niteliktedir.
19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli psikologlar eşcinselliğin
nedenleri ile ilgili teoriler geliştirmişlerdi. O
zamanlar bunların
çoğu eşcinselliği "akıl hastalığı"
yada psikolojik bir bozukluk olarak
tanımlıyordu. 19. yy psikologlarından Richard von
Krafft-Ebing,
eşcinselliğin kalıtımsal olduğunu iddia etti. Çağdaşı
Sigmund Freud ise eşcinselliği kendini karşıt cinsteki ebeveyn ile
özdeşleştirmenin de etkisiyle oluşmuş, "psiko-seksüel
gelişimdeki çatışmaların bir sonucu" olarak
tanımlamıştır. Diğer bazı bilim adamları ise
eşcinselliğin nedenlerini sosyal etkilerde ve anne
karnındaki gelişim esansında gerçekleşen fizyolojik
olaylarda aradılar.
21. yüzyıla gelindiğinde birçok toplum cinselliği daha
rahat ve açık bir şekilde tartışır hale geldi. İnsan
cinselliğinin bir ifadesi olarak eşcinsellik kabul
görmeye başlandı ve bunun bir sonucu olarak eşcinsellikle
ilgili hurafeler bilimde de terk edilmeye başlandı. Özellikle
1950 ve 60'larda yaygın olan, erkek eşcinsellerin zayıf
ve kadınsı oldukları, lezbiyenlerin erkeksi ve saldırgan
oldukları inanışları büyük oranda terk edildi. Araştırmacı Alfred
Kinsey'in 1948'deki raporuna göre eşcinsel aktivite
gerek erkek gerekse bayan ergen Amerikalılar arasında
oldukça yaygındı. Daha sonra farklı ülkelerde
yapılan araştırmalarda, din, kültür, sosyal yapı,
görünürlülüğe bakılmaksızın eşcinselliğin hemen hemen
her toplumda ortalama nüfusun %10 unun eşcinsel olduğu
görülmüştür.
Bu arada, bazı bilim adamları cinsel aktiviteleri homoseksüel ya da
heteroseksüel olarak ayırmaktansa, geniş bir yelpaze
üzerinde değerlendirmektedir. Onlara göre bu yelpazenin en uç
noktalarını homoseksüelliğin ya da heteroseksüelliğin en
ileri düzeyleri oluşturur. Biseksüellerin orta
noktada bulunduğu kabul edilirse diğer bireylerin her biri bu yelpazenin sağında veya solundaki bir noktada
yer almaktadırlar. Bunu kanıtlamak amacı ile verilen en
iyi örnek ise, konuma bağlı eşcinselliğin karşıt cinsin
bulunmadığı hapishane gibi ortamlarda gerçekleşme
sıklığının her zaman daha fazla olmasıdır.
|