Eşcinseller için Cinsel Sağlık Rehberi

Adana Gay Bar Kulüp Hamam


Dikkat: Bu web sitesinde küfür, pornografi̇ yada kanunlara aykırı her hangi̇ bir içeriğe yer verilmemekle birlikte sayfalarda yer alan bazı bilgiler 18 yaşından küçükler için uygun olmayabilir.


 



Sağlıklı Cinsel Yaşam için Bilmeniz Gerekenler:
Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar başlıca bulaşma yolu, cinsel salgılar nedeniyle korunmasız cinsel ilişki olan HIV ve Hepatit-B virüsü de dahil olmak üzere çok sayıda bakteri, virüs, mantar ve parazitin ortaya çıkardığı hastalıkları kapsar. Bunlara örnek olarak HIV’in neden olduğu AIDS ve hepatit-B virüsünün neden olduğu sarılığın yanında, virüslerin neden olduğu cinsel organ siğilleri ve uçukları, bakterilerinin neden olduğu gonore (bel soğukluğu), frengi, parazitlerin neden olduğu uyuz, kasık biti sayılabilir.

Bu hastalıklardan bir kısmı tedavi edilebilmekte, AIDS gibi bazılarınınsa kesin tedavisi bugün bilinmemektedir. Bazıları ise tedavi edilse dahi daha sonraki yaşamda kısırlık ya da kanser açısından risk oluşturmaktadır.

Hastalık etkeni bulunduran biriyle girilen cinsel ilişki sonucu vajina, penis veya anüsten vajinal, oral ya da anal ilişki ile bulaşan mikroplar ya da virüsler cinsel organlarda akıntı, şişlik, ağrılı/ağrısız yaralar gibi belirtilere neden olabilirlerse de bazen, bulaştıktan sonra hiç bir belirti vermeyebilirler. Bu nedenle sağlıklı görünen biriyle girilen cinsel ilişkiden hastalık kapmak ya da kendi hastalığını bilmeden başkalarına bulaştırmak çok kolaydır. Akıntı sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, alışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi, adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon etkenleri ilişki sırasında salgı alışverişi dışında, herhangi bir nedenle etken bulunduran kan nakli, hasta biri tarafından kullanılmış iğne ile enjeksiyon, anneden bebeğine kan yoluyla ya da doğum sırasında hatta kısmen emzirme ile geçebilir. Yiyecekler ve kaplardan ya da aynı ortamda yaşamakla bu tür hastalıklar bulaşmazlar. Cinsel ilişki sırasında erkeklerden kadınlara hastalık bulaşması cinsel organların yapısı nedeniyle daha kolaydır. Birlikte yaşayanların başkalarıyla cinsel ilişkide bulunmamaları kendilerini ve eşlerini bu tür hastalıklardan korur. Ancak bireyler daha önceki cinsel ilişkilerinden edindikleri bulaşmaları yeni eşlerine taşıyabilirler. Herkes, özellikle de çok eşli olanlar için karşılıklı olarak korunma yolu, her cinsel ilişkide erkeğin ya da kadının kondom kullanmasıdır.


Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlarda Her İki Cinste de Görülebilen Ortak Belirtiler

Ağrılı idrar yapma, idrar yaparken güçlük, sık idrara çıkma.
Cinsel organlarda ağrılı/ağrısız açık yaralar ya da kabarıklar.
Cinsel organlarda siğil ve uçuklar.
Kol ve bacaklarda kaşıntısız kızarıklıklar, döküntüler.
Cinsel organda karıncalanma hissi ya da kaşıntı.
Baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma.
Ateş, üşüme.
Ağızda yaralar.
Kasıklarda şiş ve ağrılı bezeler.
Deri altında şişlikler.


Cinsel Yolla Bulaşıcı Beli başlı Hastalıklar Şunlardır



Gonore (Bel soğukluğu etkeni) nedir?
Gonore, cinsel temasla bulaşan erkeklerde sıklıkla üretrit (idrar kanalı iltihabı) ve bel soğukluğu, kadınlarda ise sıklıkla servisit (rahim ağzı bölgesi iltihabı) yapan bir hastalıktır. Belsoğukluğu doğrudan cinsel yolla geçen bir hastalıktır. Hastalığın etkeni gonokok cinsinden Neisserria Gonorrhoeae (N. Gonorrhoeae) adlı bir bakteridir. Belsoğukluğu etkeni mikroorganizma (Neisserria Gonorrhoeae) "farenjit" gibi boğaz enfeksiyonlarına da yol açabilmektedir. Bu durum özellikle oral sex yapan kişilerde sorun ortaya çıkmaktadır. N. Gonorrhoeae aynı zamanda kişilerde konjuktivit (gözde konjuktiva iltihabı), proktit (makad iltihabı), prostatit (prostat iltihabı), üretrit (uretra iltihabı) ve orşit (testis iltihabı) da yapabilmektedir.

Sifiliz (Frengi)
Sifiliz (Syfilis), cinsel temasla veya yara yerinden (bütünlüğü bozulmuş deriden) bulaşan ciddi bir bakteriyel hastalıktır. Vücutta kan yoluyla dağıldığından hayati organlara büyük zararlar verebilir. Sifiliz (syfilis) etkeni spiroket türü "Treponema Pallidum" (T. Pallidum) adı verilen bir bakteridir. Sifilis teşhisi konulduktan sonra tedavisi penisilin grubu antibiotiklerle yapılmaktadır. Özellikle Penisilin G gebelikte dahi rahatlıkla kullanılabilmektedir. Frengi (Syfilis) 10-90 gün içinde, ortalama 21 günde belirtilerini verir. Bunlar: Şankr (ağrısız, düzgün yüzeyli, kırmızı, temas yeri olan genital bölgede bulunan yaralardır), el ayasında veya ayak tabanında renksiz lekeler veya çizgiler, deri lezyonları, ağızda ve boğazda tahriş, raş (döküntü) ve saçlarda dökülmeler

Herpes Enfeksiyonları (HSV, Genital Uçuklar)
HSV (Herpes Simplex Virüsü) erkek ve kadınlarda "uçuk"lara sebep olan bir çeşit virüstür. Klinik olarak uçuklar kişilerde iki ayrı tipte görülebilir:
Tip 1 Herpes (Perioral tip): Ağız ve dudak çevresinde kızarıklık üstünde oluşan sulu lezyonlar ile kendisini gösteren tiptir.
Tip 2 Herpes (Genital tip): Benzer lezyonlar genital bölgede oluştur. Bu nedenle Tip 2 herpes'e "genital herpes veya genital uçuk" adı verilmektedir.
Ülkemizde yapılmış bir araştırmada ise HSV tip 1 'in görülme sıklığı % 86, HSV Tip 2 (genital herpes)'in ise % 5 olarak bulunmuştur.  Genital herpes (uçuklar), virüs ile bulaşmış kişilerde genital alanda kabarcık, kızarıklık, kaşıntı ve ağrı ile kendisini göstermektedir. Bazan ise kişi virüsü almış olsa bile sessiz seyredebilir; yani hiç bir bulgu ortaya çıkmayabilir (asemptomatik'tir). Bu, HSV ile bulaşmış kişilerin % 20'sinde görülen bir durumdur. Ancak virüsü alan kişilerin % 60'ı bu virüsü taşımalarına ve vücutlarında lezyon olmalarına rağmen böyle bir hastalıktan haberdar bile değildir.

Molluscum Contagiosum
Molluscum contagiosum ciltte veya çok nadiren ağız içi veya vajina gibi müköz membranlarda görülen, özellikle de cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Molluscum contagiosum etkeni “pox virüs” (çiçek virüsü) grubu DNA virüsüdür.. Molluscum contagiosum oldukça sık görülmektedir. Her altı kişiden biri hayatları boyunca molluscum contagiosum ile karşılaşmaktadır. Molluscum contagiosum en sık olarak ortak kullanılan havlu ve giysilerden geçmektedir. Ayrıca cildin cilde teması ile de molluscum contagiosum bulaşabilmektedir.

Hepatit B
Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün karaciğere yerleşip orada çoğalarak karaciğeri tahrip etmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Dünyada cinsel temasla bulaşan hastalıkların en hızlı yayılanıdır. Tek kaynağı insandır. Ülkemizde yaklaşık her 10 kişiden biri Hepatit B virüsü taşıyıcısıdır. Diğer tabiri ile Hbs Ag taşıyıcılığı pozitiftir.Hepatit B virüsü hasta ya da taşıyıcı kişilerin kanında ve tüm vücut sıvılarında ( tükürük, idrar, ter, semen, vajinal salgı gibi) bulunur. Hastalık sağlıklı kişilere bu vücut sıvılarının temas etmesiyle bulaşır.Hepatit B virüsü ile temas eden herkes hastalık bulgularını göstermeyebilir. Virüsle temas eden her 10 kişiden birinde vücut virüsü yenemez ve virüs bir biçimde çoğalmaya devam eder. Taşıyıcı olarak nitelenen bu insanlar kendilerini sağlıklı hissetmelerine rağmen çevreye virüs yayarlar. Hepatit B hastalığı taşıyanlarda zaman içinde karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri gibi durumların gelişme riski vardır. Hepatit B hastalığın veya taşıyıcılık durumunun tedavisi yoktur, tek korunma yolu aşılanmaktır . Hepatit B kişiler arasında çeşitli şekillerde bulaşabilmektedir.
Enfekte kan ve kan ürünlerinin veya enjektörlerin kullanımı
Prezervatif (Kondom, kılıf) kullanımı olmaksızın cinsel temas
Taşıyıcı anneden doğum yoluyla bebeğe geçişi
Kuaförlerde iyi sterilize edilmemiş manikür - pedikür setleri , tıraş bıçakları
Derideki bir çatlak veya açık yara ile temas eden enfekte vücut sıvısı
İyi sterilize edilmemiş aletlerle kulak delme, dövme (tatoo), piercing, diş çektirme, sünnet yapılması
Makas ve diş fırçalarının ortak kullanılması


Hepatit C
Hepatit B’den daha nadir olarak görülen, ancak çok daha kötü sonuçlara yol açabilen ve Hepatit C virüsü yoluyla bulaşan bir viral bir enfeksiyondur. Hepatit B, Hepatit C ve AİDS’in bulaşma yolları tamamen aynıdır. Her üç hastalığın da tedavisi bulunmamaktadır. Hepatit B’nin aşısı olduğu halde hepatit c ve AIDS'in aşıları henüz bulunmamaktadır. Hepatit C Virüsü (HCV), vücuda girdikten sonra birkaç olasılık gerçekleşir:
Vücut Anti-HCV antikorları oluşturarak enfeksiyon oluşturmadan virüsü yok eder ve bu şekilde ömür boyu bağışıklık kazanılmış olur.
Vücutta yeterli antikor cevabı oluşmaz ve virüs ömür boyu vücuda yerleşir. Bu şekilde kişi hastalanmasa da hastalığı taşır.
Virüs vücuda yerleşir ve sarılık oluşturur. Bu sarılık siroz, karaciğer kanseri ve ölüme kadar gidebilir.

Hiv & Aids
Resmi rakamlara göre sadece binlerle ifade edilen ve istatistiklerde pek azının eşcinsel olduğu belirtilen HIV vakaları büyük bir olasılıkla önce yurt dışından gelen hayat kadınlarının daha sonra da ideolojik nedenlerle kapatılan genelevlerde çalışan yerli hayat kadınlarının başıboş bir şeklide fuhuş yapmaya itilmesi sonucu son yıllarda hızla yaygınlaşma eğilimi göstermektedir. Bu bilgi resmi olmasa da, son bir kaç yıldır AIDS /HIV ile ilgili çalışma yapan derneklerden edinilen bilgilere göre, özellikle İstanbul'da ve özellikle para karşılığı ilişkiye giren/cinsellikleri yüzünden fuhuşa itilen genç eşcinseller ve travestiler arasında HIV vakalarının tehlikeli sayılabilecek rakamlara ulaştığı gözlenmektedir. Hatta Beyoğlu'nda bilinen bir kaç ölüm vakası bile olmuştur. Bu nedenle eşcinsel arkadaşlarımızı kesinlikle korunmasız ilişkiye girmemeye çağırıyoruz, hem kendinizin hem de sevdiklerinizin sağlığı açısından. .


Aids Hastalığı ve HIV Virüsü Hakkında Genel Bilgiler
İnsan bağışıklık eksikliği virüsü (HIV) enfeksiyonunun nedeni, HIV adı verilen bir retrovirüstür. Nükleik asit olarak RNA içerir ve ters transkriptaz enzimi yardımıyla kendi genomunu yardımcı T lenfosit hücrelerinin DNA yapısına yerleştirir, böylece hücreden tomurcuklanarak çoğalır.

Virüs dış zarında CD4 adı verilen bir reseptör protein bulunan lenfositlere bağlanır. CD4 reseptörleri olan hücreler genellikle CD4-pozitif (CD4+) hücreler ya da yardımcı T lenfositleri olarak adlandırılır. Yardımcı T lenfositlerinin görevi bağışıklık sisteminin B lenfositleri (antikorları yapan), makrofajlar ve sitotoksik (CD8+) T lenfositleri gibi, tümü de kanserli hücreler ve istila eden organizmaları yok etmeye yarayan diğer hücrelerini aktive etmek ve bunların koordinasyonunu sağlamaktır. HIV enfeksiyonu yardımcı T lenfositlerini yok ettiğinden vücudun enfeksiyon ve kanserden korunma mekanizmalarını zayıflatır.

HIV enfeksiyonu olan kişilerde aylar ya da yıllar süren üç evrede yardımcı T lenfositleri (CD4+ hücreler) kaybolur. Sağlıklı bir kişide CD4+ lenfosit sayısı kabaca bir mikrolitre kanda 800-1300 hücredir. HIV enfeksiyonunun ilk birkaç ayından sonra bu sayı % 40-50 azalabilir. İlk aylarda kişi kanında çok sayıda virüs parçacığı olduğundan başkalarına HIV geçirebilir. Vücut virüsle mücadele etse de enfeksiyonu yok edemez.

Yaklaşık 6 ay sonra kandaki virüs parçacıklarının sayısı sabit bir düzeye ulaşır, bu da kişiden kişiye değişir. Ancak CD4+ lenfositleri yok etmeyi sürdürecek ve hastalığı başka kişilere bulaştıracak kadar parçacık kalır. HIV enfeksiyonu olan kişinin CD4+ lenfositleri yıllar boyu normalin altında kalmayı sürdürebilir ve yavaş yavaş azalır. AIDS gelişmesi riski en yüksek olan kişilerde virüs parçacıkları düzeyi yüksek, CD4+ lenfosit düzeyi düşüktür.

Tanı konabilecek AIDS gelişmesinden önceki 1-2 yılda CD4+ lenfosit sayısı genellikle daha hızla düşer. CD4+ lenfosit sayısı bir mikrolitre kanda 200 hücrenin altına düşünce kişinin enfeksiyonlara duyarlılığı artar.

AIDS günümüzde dünya çapında bir salgın boyutuna ulaşmıştır, Dünya Sağlık Örgütü 1996'da tüm dünyada 20 milyon kişinin HIV ile enfekte olduğunu ve bu sayının 2000 yılına kadar 30-40 milyona yükseleceğini tahmin etmektedir.

AIDS'e neden olan virüsler HIV-1 ve HIV-2'dir. HIV-1 en çok Avrupa, Asya ve Orta, Güney ve Doğu Afrika'da bulunur. HIV-2 Batı Afrika'da AIDS'e neden olan başlıca virüstür, ancak bu bölgedeki pek çok kişide de HIV-1 suşuyla enfeksiyon vardır.

Bulaşma yolları
Cinsel ilişki, damardan uyuşturucu kullananlarda ortak enjektör kullanımıyla, kan ve kan ürünlerinin transfüzyonuyla (en çok faktör VII kullanan hemofili hastalarında), bulaşma riski yüksektir. HIV enfeksiyonu erkekler ve kadınlarda eşit oranlarda görülmekte ama HIV kadınlarda erkeklerde olduğundan daha hızlı artmaktadır. Gebe kalma yaşındaki çok sayıda kadında HIV enfeksiyonu olması çocuklarda HIV enfeksiyonuna yol açmıştır. Virüs enfekte anneden çocuğa doğumdan önce plasenta yoluyla ya da doğum sırasında ya da anne sütüyle bulaşabilir. HIV basit bir temas ile bulaşmaz. Enfekte kişinin öksürmesi, hapşırmasıyla ya da sivrisinek sokmasıyla HIV bulaşması olmamıştır. Cinsel yolla bulaşan başka bir hastalık varsa, HIV'nin cinsel ilişkiyle bulaşması olasılığı daha yüksektir.

Bazı kişilerde HIV enfeksiyonunun ilk bulaşmasından birkaç hafta sonra ateş, döküntüler, lenf düğümlerinde şişme ve genel rahatsızlık hissi 3-14 gün sürebilir. Bundan sonra belirtilerin çoğu kaybolur, lenf düğümleri şiş kalabilir. Ek belirtiler yıllarca görülmeyebilir. Ancak, kanda ve diğer vücut sıvılarında hemen çok miktarda virüs bulunduğundan kişi enfekte olduktan hemen sonra bulaştırıcı hale gelir.

AIDS'I tanımlayan belirgin enfeksiyonlar ya da tümörler gelişmeden önce yıllar boyu HIV enfeksiyonu belirtileri olabilir. Bu belirtiler lenf düğümlerinde şişme, kilo kaybı, inip çıkan ateş, kırıklık, yorgunluk, yineleyen ishal, anemi ve ağızda bir mantar enfeksiyonudur. Kilo kaybı özellikle rahatsız edici bir sorundur. Kaposi sarkomu ve Hodgkin dışı lenfoma gibi kanserler de gelişebilir.

Tanım olarak AIDS CD4+ lenfosit sayısının düşmesi (bir mikrolitre kanda 200 hücrenin altına) ya da fırsatçı enfeksiyonların (bağışıklık sistemi sağlıklı olan kişilerde hastalığa yol açmayan organizmalarla enfeksiyonlar) gelişmesiyle başlar. Genellikle ölüm nedeni, çok sayıda fırsatçı enfeksiyon ya da tümörün etkilerinin bir araya gelmesidir

Tanı
ELİSA ile kanda HIV antikoru aranması en iyi tarama testidir. Yanlış pozitif cevap alınabileceğinden, kuşkulu vakaların doğrulama testleri ile doğrulanması gerekir. Ancak, virüs ile enfeksiyon ile antikor testinin pozitif çıkması arasında birkaç hafta ya da daha uzun zaman geçebilir.

Enfeksiyondan sonra birkaç hafta içinde çoğu kişide HIV'e karşı antikorlar gelişir. Enfekte kişilerin küçük bir bölümünde birkaç ay ya da daha uzun süre boyunca ölçülebilir miktarda antikor yapımı olmaz. Sonunda ELISA testiyle hemen tüm enfekte kişilerde antikorlar saptanabilir.

ELISA testi sonucu HIV enfeksiyonu olduğunu gösteriyorsa bulguları doğrulamak için test aynı kan örneğiyle tekrar yapılır. Sonuçlar yeniden HIV pozitif çıkarsa bir sonraki adım, Western blot gibi bir kan testiyle doğrulamaktır.

Hastalığın Gidişatı
Günümüzde ilaç tedavisinden yararlanmayan ve HIV pozitif bir kişide enfeksiyondan sonraki birkaç yıl içinde AIDS gelişmesi olasılığı, her yıl %5 artarak enfeksiyondan sonraki 10-11 yıl içinde yaklaşık yüzde 50'ye ulaşır.

Tedavi
Henüz virüse karşı tam olarak etkili bir ilaç veya koruyucu aşı yoktur. Varolanların tümü virüsün çoğalmasını önler ve böylece hastalığın ilerlemesini yavaşlatır. Bazılarında kombinasyon tedavisiyle kandaki virüs saptanamayacak düzeylere düşürülebilmiştir. Ancak, iyileşme olduğu kanıtlanmamıştır. Yeni antiviral ilaçlar ve fırsatçı enfeksiyonları tedavi etmek ve korunma sağlamak için yöntemlerin geliştirilmesiyle pek çok kişide AIDS tanısı konduktan sonra yıllar boyu fiziksel ve zihinsel yetenekler korunmaktadır. Bu nedenle AIDS iyileştirilemese de tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir.

Güçlü etkisi olan ilaçlar düzenli kullanıldıklarında virüs miktarını genellikle 10 kat ile 100 kat arasında düşürür. HIV genellikle bu ilaçların tümüne, ilaçlar tek başına kullanılırsa, ilaca ve hastaya bağlı olarak birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişen bir sürede direnç geliştirir. En etkili tedavinin en az iki ilacın kombinasyon halinde verilmesi olduğu anlaşılmaktadır. İlaç kombinasyonları HIV pozitif kişilerde AIDS'in başlangıcını geciktirebilir ve ilaçların tek başına kullanılmasıyla karşılaştırıldığında yaşamı uzatabilir.


Dernek, Dayanışma ve Bilgilendirme Grupları

Pozitif Yaşam Derneği
Pozitif Yaşam Derneği, HIV/AIDS ile yaşayan kişiler arasında bir iletişim ağı kurarak tedaviye erişimlerini kolaylaştırmak, yaşam kali­telerini artırıcı bilgilendirme çalışmaları yapmak, kendilerinin ve yakınlarının fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan güçlenmelerini sağlamak, yaşadıkları hak mahrumiyetlerinde savunuculuk görevlerini yerine getirmek, HIV/AIDS konusunda tüm toplumun bilinçlendirerek gereken önleme ve sava­şım çalışmalarını yapmak amacıyla kurulmuştur. Dernek, sadece HIV+ kişilerden değil onların akraba ve yakınlarından, doktorlardan, öğretim üyelerinden, aktivistlerden, kısaca toplumun her kesimini temsil eden, konuya duyarlı kişilerden oluşmaktadır.
Web: http://www.pozitifyasam.org

HIV Pozitif Yahoo Grubu
HIV Pozitif Türkiye, HIV/AİDS ile ilgili yerli ve yabancı kaynaklardan edinilmiş haberleri, tedavi öncesi ve tedavi süresince kazanılmış deneyimleri, karşılaşılan sorunları paylaşmak amacıyla kurulmuş bir elektronik forumdur.
Web: http://groups.yahoo.com/group/hivpozitif 

İKGV
İnsan kaynağını Geliştirme Vakfı'nın konu il ilgili departmanı AİDS ile savaşım konusunda en faal örgütlerden. Özellikle eşcinsellere yönelik çalışmaları da var.
Web: www.ikgv.org 

İstanbul Sağlık Müdürlüğü
Sağlık bakanlığına bağlı resmi bir kuruluşun HIV/ AİDS ile ilgili bilgilendirmelerini içeren web sayfasını da ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.
Web: http://www.istanbulsaglik.gov.tr/



Türkiye'de Aids ve HIV İstatistikleri

Güvenli olmayan cinsel deneyimlere açık olan bu grup, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve HIV/AIDS açısından savunmasızdır. Ülkemizin de komşusu durumunda olan Doğu Avrupa bölgesi, dünyadaki en hızlı büyüyen HIV epidemisini yaşamaktadır. 2001 yılında bu bölgede 250,000 yeni enfeksiyonun ortaya çıktığı tahmin edilmekteydi. Türkiye’nin genç nüfus yapısı, düşük eğitim düzeyi, halkın bilinçli olmaması, yetersiz sağlık bakım sistemi, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS karşısında savunmasızlığı oldukça artıran başlıca faktörlerdir.

Türkiye’de ilk AIDS vakası 1985 yılında teşhis edilmiştir. Rapor edilen HIV pozitif ve AIDS vakalarının toplam sayısı Ekim, 1985– Aralık, 2006 tarihleri arasındaki dönemde 2544’e ulaşmıştır. Bu rakam, 623 AIDS vakasını ve 1921 HIV taşıyıcısını içine almaktadır. Sürveyans sistemindeki ve sağlık bilgi ağındaki sorunlara bağlı olarak, resmi rakamlar vakaların gerçek sayısını yansıtmamaktadır.

Resmi olarak rapor edilen HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu 15–39 yaş grubunda kümelenmektedir. Bu, vakalardaki bireylerin üçte ikisinin virüsle 20’li yaşlarında temas ettikleri anlamına gelmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın istatistiklerine göre Ekim, 1985 – Haziran, 2006 tarihleri arasındaki dönemde 15 yaşın altındaki HIV pozitif çocukların toplam sayısı 51; 15–19 yaş arasındaki HIV pozitif çocukların toplam sayısı 59; 20-24 yaş grubunda toplam sayı 305’dir. HIV enfeksiyonunun anneden çocuğa bulaştığı vakaların toplamı ise 41 olmuştur.

Türkiye’de tüm vakaların, olası bulaşma yollarına göre dağılımına bakıldığında; en sık rastlanılan bulaş yolunun cinsel ilişki olduğu görülmektedir. Buna göre; Ekim, 1985 – Haziran, 2006 tarihleri arasındaki dönemde heteroseksüel cinsel ilişki yoluyla bulaşma 1279 kişi ile ilk sırayı almaktadır. 709 vakada bulaşma yolu belirlenememiş olup; 197 vakada bulaşmanın homo/biseksüel ilişki yoluyla olduğu tahmin edilmektedir. IV madde kullanımı yoluyla bulaşma, 117 vaka ile 4.sırayı almıştır. Sağlık Bakanlığı istatistikleri, yaş grupları itibariyle HIV enfeksiyonunun bulaşma yollarına dair bilgi içermediği için, çocukların virüse yakalanmalarının gerçek nedenlerini belirlemek mümkün değildir.

HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa gibi Batı illerinin kent merkezlerinden resmi olarak rapor edilmiştir ve vakaların kırsal-kentsel ayırımını bildirecek şekilde veri yoktur. Geniş kapsamına rağmen sürveyans sistemi, sağlık bilgi altyapısı, merkezdeki insan gücü ve uzmanlıktaki yetersizlikler nedeniyle, HIV enfeksiyonunun ilerlemesinin sistematik olarak izlenmesini temin edecek güçte değildir.

2009’da yapılan altı milyon testin 450’si HIV pozitif çıktı.
Yapılan araştırmada çıkan sonuç çarpıcı, ancak gerçek sayı için bu rakamın beşle çarpılması gerekiyor.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Volkan Korten, 10 yıl öncesinde yurt dışında çalışan işçilerin ülkeye gelip hastalığı halka bulaştırmasının önemli bir sorun olduğunu belirtiyor. Ancak son yıllarda hastalık gençler arasında yayılıyor. Kontrolsüz seks işçilerinin de hala önemli bir sorun oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Korten, ayrıca kıyı şeridindeki bölgelerin turizm sezonunda hastalığın yayılması açısından risk altında olduğunu vurguladı.

Tedavide HIV pozitifi baskılayan ART adlı antiretroviral terapinin sürekliliği önemli. Birkaç gün bile ara vermek virüsün ilaçlara karşı dirençli hale gelmesine neden olabiliyor. Prof. Dr. Korten, erken tedavinin faydalarıyla ilgili şunları söyledi: “AIDS’ten ölenlerin sayısı azaldığı için HIV’le yaşayan insan sayısı artıyor. Tedavinin artık hastalığın bulaşmasını önlediği üzerinde duruluyor. Tedavi alan kişilerin bulaştırıcılığı çok azalıyor. Erken tespit edilebilirse tedaviyle aynı kanserde olduğu gibi hastalığın seyri çok etkileniyor.”

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Gökengin, “HIV pozitif oranlarının yüksek olduğunu düşündüğümüz ve salgın için kaynak oluşturabilecek özel gruplarda hiç test yapılmıyor” diyerek test sorununa dikkat çekti. Prof. Gökengin, “Bakılanlar sağlıklı kan bağışçıları, kayıtlı genelev, bar, pavyon çalışan- ları. O kadar çok yurt dışından gelen kayıtlı olmayan seks çalışanı var ki. Asıl onlara test yapılmalı. Çünkü kaynağın seks işçilerinden köken aldığını düşünüyoruz ama o grup ulaşılmayan bir grup. Oradaki oranları bilmiyoruz” diyor.

HETEROSEKSÜEL İLİŞKİ, AIDS’DE İLK SIRADA
- Heteroseksüel bulaşma yolu: %59.32
- Homoseksüel ve biseksüel bulaşma yolu: %0.15
- Bilinmeyen yollar: %23.98

TÜRKİYE’DE HIV POZİTİFLERİN UYRUKLARI
- %17.86 Yabancı uyruklu
- %80.80’i Türk Vatandaşı
- %1.34 Bilinmiyor

Sağlık Bakanlığı 2013 verileri
Sağlık bakanlığı 2013 verilerine göre, Türkiye'de toplam 6 bin 802 HIV/AIDS hastası bulunuyor. En sık görülen bulaşma yolunun başında yüzde 46,1 ile heteroseksüel cinsel temas, yüzde 9,9 ile homoseksüel cinsel temas, yüzde 1,9 ile de damar içi uyuşturucu madde kullananların ortak paylaştığı enjektör geliyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en sık görülen yaş aralığını 20-49 yaş oluşturuyor. 6 bin 802 hastanın yüzde 72'sini (4 bin 931) ise erkek hastalar oluşturuyor.


 



İLGİLİ HABER VE ETKİNLİKLER


 

 

Türkiye LGBT Mekanlar Rehberi

İlgili şehirlerdeki eşcinsel yaşam ve gay mekanlar hakkında bilgi almak için şehir isimlerine tıklamanızı rica ederiz.

Adana   *   Ankara   *   Antalya   *   Bodrum   *   Bursa   *   Eskişehir   *   Fethiye   *   İstanbul   *   İzmir   *   Kuşadası   *   Marmaris   *   K.Kıbrıs   *   Diğer